EĞİTİMDE YENİ YOLLAR (ŞEREF PINARBAŞI)
EĞİTİMDE YENİ YOLLAR
Eğitim ve eğitim sistemimiz: a- Anlayışlar b-İlkeler c- Amaçlar d- Uygulamalar olarak ‘Eğitim Sil baştan’ diyor tüm eğitim sistemini yeniden kurguluyoruz. Türkiye eğitim otoritelerince görüşülerek eğitimimiz yeni bir sisteme kavuşturulmalıdır. Aşağıda sistemimizdeki ana başlıklar altında açıklamalarını bulacaksınız. BUNLAR : 1-Eğitimde yeni metotlar üzerine açıklamalar 2-Eğitimde yeni anlayışlar 3-Eğitimde yeni temel ilkeler 4-Eğitimde yeni amaçlar 5-Eğitimin uygulamaları ŞEREF PINARBAŞI (EĞİTİMCİ-YAZAR) EĞİTİMDE YENİ METODLAR ÜZERİNE AÇIKLAMALAR Maddenin enerjiye düşüncenin gerçeğe dönüştüğü ve 2000 yıllık atom bilgisinin uzay-zaman boyutu ile atom altı fotonlarına ulaştığı uygarlığımızın geldiği noktadır. Bizler eğitimde hala fikir ve inanç aşılama egzersizleriyle uğraşarak çocuklarımız geleceğin, halaylıkları ve cariyeleri durumuna düşeceklerdir. Oysa yenidünya insanları eğitimi çocukların korkusuz bir özgürlük içinde yetişerek bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görmektedirler. İnsan kendi içinde total (bütünsel) varlıklar olduğu gibi evren içinde de insanlar, canlılar ve cansızlarla birlikteliği yani totalliği (bütünselliği) vardır. Bu açıdan baktığımızda biz insanlar teker teker ve dünya toplumu olarak uzay bütünlüğünün eş değerli bir parçasıyız. Yaşamak bir sanattır. Sanatta ustalaşan insanlar coşkulu yaşarlar. Yaşamaktan hoşlanma insanoğlunun akıl ve sevgiyi tanımasıyla mümkün olmuştur. İnsanlar yaklaşık yedi bin yıl önce yazıyı bularak nesilden nesile bilgi aktarımını aşılama yoluyla yaparken 1900’lerin başından itibaren gelişen eğitim anlayışında aşılama değil bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görülmeye başlanmıştır. Ayrıca eğitimin temel amacı kişinin topluma adaptesi görülmesi, Newton evreni anlayışı ile zirveye çıkmış olan bireyci düşünme, insanlarda ülkü haline gelmiştir. Böylece bireyin yaratıcılığı son derece körüklenirken hayatın her alanında her anlamda bilişsel ve teknolojik gelişmeler tavan yapmıştır. Ancak eğitimdeki değişmeler yeterince büyüklük ve hıza ulaşamayarak, anlayışlarda para, mal ve itibar sevgisine dönüşmüştür. Oysa eğitimde gelişen teknolojiye uygun gerekli anlayışlar kazandırılmalıydı. Evet Newton fiziği bireyi ve bireyliği zirveye taşırken, Einstein fiziği toplumu ve toplumsallığı ortaya koymuştur. Newton fiziği makineleşmeyi ve çok çok üretmeyi gerekli görüp insanının yaratıcılığını artırarak, yapabileceği düşüncesini yaymıştı. Bu doğru bir önermedir. Ancak yaratıcılığı artan insan başkalarından üstün yaşama teorisini de zirveye taşımıştır. Olmak yerine sahip olmayı yeğlemiştir. Oysa toplum bilimciler bu anlayışın karşısına “gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil, kendisi bir şey olan insandır.” diyerek anlayışlarda toplumsallığın bırakıldığı an insanlığın yok olabileceğini dile getirmektedirler. Günümüz Einstein mekaniği sayesinde hayatın her alanında sıçrama yaparak önde davranan uluslar ve bunların egemenleri bir milyar civarındaki insan, dünyanın diğer altı milyarının üzerinde boza pişirmektedir. Durum böyleyse eğitimde bilimsel teknik devrim ve eğitimde devrim diyerek çağımız eğitimimize temel ilkeler koyalım. Ülkemiz ölçeğinde Köy Enstitüleri deneyimi bedensel beceriyi zirveye taşıdığı gerçeğini bilip, zihinsel eğitimdeki eksiğini görerek çağdaş eğitimde ilk yerini alabiliriz. Bunun için eğitimde birinci derecedeki anlayışın net bir şekilde ortaya konması gerekir. “Köy sorunu….. mihaniki bir surette köy kalkınması değil, anlamlı ve bilinçli bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırmalı ve bilinçlendirmeli ki, onu hiçbir güç kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin.” (İ. HAKKI TONGUÇ) Yukarıdaki sözlerden de anlaşıldığı gibi, Köy Enstitüleri Türk eğitim sisteminde erdemli insan yetiştirme adına önemli bir temeldir. Eğer eğitimimiz o temel üzerine bina edilecekse günün anlamına uygun eğitimdeki yeni gelişmelerin de bu temele eklenerek sağlamlığı artırılmalıdır. Bu anlamda çağdaş anlayış ilke ve amaçlar belirlenip uygulamaya geçilmelidir. EĞİTİMDE YENİ ANLAYIŞLAR Anlayış: anlama biçimi, olguları kavrama şekli, zihniyet. Eğitim: fikir ya da inanç aşılama olayı değil çocuğun bağımsız yargı yeteneğini geliştirme olayıdır. Yukarda ki bu tanım eğitimi fikir ya da inandıklarını aşılamak için araç görenler ile eğitimi yargı yeteneğini geliştirme görenlerin ortaklaşacağı bir tanım değildir. Zira çağlar boyunca fikir ve inançlarını aynen oğula aktarmak isteyenlerin bu yeni anlayışı kabulleri de mümkün değildir. Ama esası ve çağdaş kuramdaki tanımı budur. Böylece de anlayış, ilke, amaç ve uygulamalara gidilmelidir. YENİ ANLAYIŞLAR 1-Eğitim öğrenci merkezli ve yetenekleri geliştirici olmalıdır anlayışını kabul etmiş olmalıyız. 2-Evrensel değerler birinci önceliğimiz olmalıdır. 3-Küçük yaşlar (0-12) da zihinsel eğitime ağırlık vererek kişilik eğitiminde eksiksiz uygulama yapılmalıdır. 4-Ayrıca çocuklarımızın edinmek zorunda oldukları bilgilerin toplamı durmaksızın arttığına göre ve de öğretimde genel bilgiler çerçevesinde okul uzatma gereği olduğu için anaokulu (3-5 yaş) eğitime başlaması gerekmektedir. Bu anlayış toplum tarafından kabulü için gerekli eğitim seferberliği başlatılmalıdır. 5-Kişinin ve de toplumun gerçeği ile yüzleşir bir nitelikte eğitim yapılmasını kabul eder olmalıyız. 6-Gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil kendisi bir şey olan insan anlayışı hâkimiyetinde bir eğitim yapılmalıdır. 7-Çocukların özellikle 0-6 yaş aralığında korkusuz bir özgürlükle büyümesi için özen gösterilmelidir. Bundan kastımız çocuğun korkuyu öğrenmeden özgürlüğü tatması gerekmektedir. 8-Sokrat’tan bu yana akıllılık ve ya üstün zekâ anlayışı çağımızda özellikle üçüncü dünya düzeyinde gelişmişlik gösteren ülkeler olmak üzere altın çocuklar işlemi görüp ülkenin harmanını attırmışlardır. Türkiye’miz de tümü özel olmak üzere bir yıl içerisinde 74 tane Türkiye üstün zekâlılar okulu açılmıştır. Oysa hiç kimse hiç birinin beynini ölçememektedir. Üstün zekâlılar okulları ticari amaçlı ve insanları kandırmaktadır. Anlayış olarak 1960’lardan bu yana iflası yaşanmakta olup fiyasko ile sonuçlanmıştır. 9-Eğitim insanının yeteneklerini geliştirmek önce birey sonra da bu bireylerden oluşan canlı, duyarlı, yürekli ve zeki bir toplum yetişmesi için yapılır anlayışında olmalıyız. Yani eğitim önce düşünce sonrada yetenekler doğrultusunda fiziksel üretim için yapılmalıdır. 10-Newton fiziğinin (mekaniğinin) her varlığın ayrı bir bütünselliği, A. Einstein mekaniğinin getirdiği anlayışta iseş evrenin bütünlüğü vurgulanmakta ve gerçekliği ispatlanmaktadır. Artık evren bir bütündür. Her varlık kendi türü içinde bütün olduğu gibi, evrende bir bütünlük içindedir. EĞİTİMDE YENİ TEMEL İLKELER İlke her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan ana düşünce ve inanış, baş kural. prensip. Diye sözlüklerde geçmektedir. Çağdaşlık ve eğitim kuramı ve de bunun temel ilkeleri 1960 yılına gelindiğinde, eğitimde devrim yaşanarak insanlık yeni bir ilkeler ve amaçlar doğrultusunda “eğitim sistemlerine” önemli ölçütler getirmişlerdir. Şimdi bu ilkeler ölçeğinde eğitim kuramını mümkün olduğu ölçüde maddeleştirerek açıklamaya çalışacağım. 1- Kişinin yahut çocuğun, bedensel ve zihinsel becerilerini artırıcı bir eğitim olmalıdır. Korkusuz bir özgürlük anlayışı içinde düşünce de liberal yetişmelidir. Eğitimi ana karnından başlayarak 13 -14 yaşlarına kadar kesintisiz sürmelidir. 2-Günümüz kuantum (enerji paketçiği) düşünce tekniği ile iç içe geçmiş durumdadır. Çocuklarımız bu yeni dünyayı anlayıp değiştirebilmeleri için atom altı çalışmalarını kavramaları gereken zihinsel açılıma ihtiyaçları vardır. Zira yaşama anlam verirken evrenin bütünlüğü ile var olduğunu görebilmektedir. Bu kapasiteye ulaşabilecek bir şekilde eğitim yapılmalıdır. 0-20 yaş arası bilinçli eğitim, snaps ve anaokulu eğitimleri mutlaka yapılmalı. 3-21.asır insanlar için çokça boş zaman yaratmıştır. İnsanlar çoğu zamanını dinlenme, oyun ve eğlencede geçirebilmektedir. Fiziki çalışmalarının çoğunu da masa başı ve beyinsel emeğe dayalı yürütmektedir. Bu nedenle insan iletişim ve ilişkisi büyük oranda makinelere teslim edilerek, kişiler arası insan fiziği teması büyük darbe yiyerek sona yaklaşmaktadır. Durum böyleyse, insanları birey ve toplum olarak iletişim ve ilişkisi eğitimin problemidir. Çözümde eğitime konacak metotlardadır. Ayrıca bu boş zamanın dolu zamana nasıl geçirileceği planlanmalıdır. 4-İnsanlar ilk eğitime başlayışları ile birlikte bunu iki anlayış çerçevesine göre yapmışlardır. Birincisi efendi-köle ilişkisi, ikincisi de öğretmen-öğrenci ilişkisi içinde aktarım yapmışlar ve yapmaktadırlar. Efendi köleyi hiçbir zaman kendi seviyesine çıkarmaz. Öğretmen, öğrenciyi kendi seviyesine çıkarabilecek, kendini geçebilecek bir eğitim verir. Bu yüzden eğitimin önde gelen ilkelerinden biride öğretmen-öğrenci metodu olmalıdır. 5-Eğitim bilimsel, akılcı ve sevgi kavramlarının üçlü saç ayağı üzerinde bina edilmelidir. Çağdaş eğitimin, töre bilimlerin yerel sarmalında kalarak evrensel değerlere ulaşması mümkün değildir. Yani gizemcilikten ve hamaset eğitiminden kurtulamayız. 6-Her şey insan kafasından çıkıyor insan eliyle uygulanıyor. Olumluda, olumsuzda iyide kötüde bizim ürünümüzdür. Olumsuz ve kötüyü kendi dışımızda kimseye, kişiye, sanala ve inanca yükleyerek teselli bulmak yanlışından vazgeçmeliyiz. 7-İyiliğe hayran olabiliriz Allaha, peygambere, Atatürk’e hayran olmak kolay. Ama kendimizi onlara uyduramıyorsak bu bizi kişilerden nefrete götürmektedir. Oysa kötü kişilerden, kötülüğü içinde barındıranlardan değil, bu kişilerin içine yerleşen kötülükten nefret etmeliyiz. Böylece iyilikle simgelediğimiz nesnel ve öznel kimliklere yakışır olabiliriz. Örneğin kasıt ya da hata sonucu olumsuz bir davranışın kişisini değil davranıştaki bozukluğu eleştirmeliyiz ve de düzeltmeliyiz. 8-Her halükarda emeksiz bir yaşam şeklinin olmadığı gerçeğini kabul etmek önemli bir ilkedir. Bunun yanında yararcı bir eğitim ile süsleyici eğitim arasında denge oluşturmak zorunluluğu vardır. 9-İnsan öğrenmeye programlı doğmaktadır. Doğasına uygun olmayan (zaman-mekan ) bir öğretiyi dayatmacı bir eğitimle vermeye kalkamayız. Yani bedensel ve zihinsel olarak beceriyi edinmesinde kendi hızına ve anlama gücüne uygun olmalıdır. Örneğin kendi içinde de olsa beş yaş çocuğuna 100 metre koşusu ya da cebir öğretmeye kalkışmak yanlışını yapmamalıyız. 10- Din, ırk ve ideoloji gibi doktrinsel öğretiler hayata geçirilirken, çerçeve bir proje uygulanır uygulanır. Kuralların oldukça katılığı vardır. Eskiyen her bilgi ve doktrinler değişime tabi tutulurken kişi ve de toplum da hasarlar meydana getirir. Çağımız itibari ile evren fiziğine uygun eğitim anlayışı ve ilkesi ile eğitim sistemine metot oluşturmalıdır. Örneğin tüm evrendeki varlıkların ortaklaştığı bir evren varlığını kabul etmek ve de buradan gelerek insanlığın tek bir aile olduğu ilkesini benimsemek gibi. 11-Fizik, kimya, matematik olmadan yeni bir dünya kurulamadığı gibi müzik, resim vb. sanatsal beceriler veren dersler olmadan da yeni bir dünya insanı oluşturulamaz. Dahası yaşama anlam verecek psikolojik gelişme görülemez. Bu ise bireysel çöküş, arkasındanda toplumsal yok oluş demektir. 12-İnsan çok katlı ve çok boyutlu bilinç e sahiptir. Dürtü ve duygularımız arasında denge oluşturarak yaşarız. Aynı zamanda da total (bütünsel) varlığız. Bireyiz ama evreninde diğer varlıklarıyla eşdeğerde bir parçayız. 13-Çağımız ilkelerinden önemli biride dinsel, ırksal ve ideolojik ayrımcılığa karşı çıkarak dünyadaki tüm insanların bir aile olduğunu kabul etmektir. Ayrıca insanlar can ve onurlarıyla 3 yaştan 100 yaşa kadar eşittir. Bunu için çocuk, genç, yaşlı, kadın, kız, erkek demeden yani ayırmadan ilgilenilmeli, sorumluluk almalı, saygı duymalı, konumları ve durumları hakkında bilgilenebilmeliyiz. Kısaca insanları ve insanlığı sevebilmeliyiz. Zaten sevmenin somutu yukarıda 4 madde halinde sayılmaktadır. 14-Ehven-i şer ya da “En az kötü olan” ilkesinden vazgeçmeliyiz. Zira kötü sonu geciktirmekten başka bir işe yaramamaktadır. 15- Ceza ve ödül için oluşturulan davranış çok geçmeden eskiyecektir. Çocuk eğitiminde davranış gereğine uygun olmalıdır. 16- Bir insanın erdemli olmasını istiyorsak ona doğru türlerden beceri kazandırmalıyız. Becerisizlik ya da yanlış beceri o insanı erdemsiz yapacaktır. 17- Çocuğa, bilgiye ulaşmak için kısa yol gösterilmemelidir. EĞİTİMDE YENİ AMAÇLAR Amaç, varılmak istenen sonuç hedef nişane demektir. Nasıl eğitmek gerektiği ele alınmadan önce varmak yahut sağlamak istediğimiz sonucun açıklığa kavuşması iyi olacaktır. Nasıl bir insan olmalıdır.? Aristo, yüce ruhlu insan derken İsa ve Muhammed benzer bir şekilde karşılıksız sevgi buyuruyorlardı. Buna eğitimci Dr. Arnold, “zihinsel bir alçak gönüllülük” diyerek karşıtlığını belirtecekti. Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in ülkülerine E. Kant, F. Nietzsche ve B. Russell bu anlayışlarla erdemli insan yetiştirilemeyeceğini vurguluyorlardı. Günümüzde (21. Asrın ilk çeyreğinde) ise nasıl bir insan yetişmesi gerektiğini vurgulayan eğitim bilimcileri toplu olarak şöyle ifade edebilirim. Bundan önce fizik bilimindeki gelişmeler Newton mekaniğinin yarattığı düşünceden kuantum ve Görelilik gibi yeni teoriler düşüncelerde önemli bir sıçramayı gerçekleştirmiştir. Newton fiziği düşün ve ülkülerde bireyin başarılarını, yaratıcılığını zirveye taşırken, Einstein fiziği; kişinin iç bütünlüğü dahil evrenin bütünlüğü anlayışına götürmüştür. Durum böyleyse insanın evrenden ayrı, üstün bir varlık ve özel ayrıcalıklara sahip diyerek; mal, para itibar sahipliği yerine kendisi olmak ve kendini evrenin var olan eşdeğerlerden bir parçası görmek gerekir. Bu amaç eğitimde kişiyi karıncalar içinde bir karınca gibi ona buna sürtünmeden evrensel değerlere hizmette kusur etmeyecektir. Yapay olan töre bilimlerle; grup, küme vb. ayrılıklara rağbet etmeyecektir. Bugün baktığımızda evrensel olan insan; din, ideolojiler ve ırklarca bakın hepimizi hangi parçalara ayırmıştır. Din olarak; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet ve doğuda dinler. Bu dinler kendi içlerinde tarikat olarak onlarda kendi içlerinde mezhep vb. ayrılmalara sapmışlardır. Irklar dersen keza klanlar, aşiretler, boylar milletler vb. İdeolojilerle de sağ-sol ve bunlarda çeşitli fraksiyonlara ayrılmıştır. Bugün dünyada bilinen binlerce ırk ve din temelinde insanlığı bölen gruplar vardır. Bunların her birinin kendi dinleri en doğru din, kendi ırkları da en kahraman ırktır. Oysa evren tektir. Onun içindeki her tür kendini evrenin bir parçası olarak algılamış ya da doğruyu bulmuş, uyumla dönüp durmaktadır. Evren bir denge içindeki bir bütünlüktür. Bu sistem kendi içindeki sistemleri ile tüm türleri kapsamaktadır. Örneğin insan; bu sistemin içinde bir türdür. Kendi içinde sinir, dolaşım, sindirim vb. sistemleri ile bütünselliği vardır. Bu sistemlerden biri çöktüğü zaman insan çöker ve biter. Nitekim evrende türlerden biri çöktüğü zaman biter. Biz bu anlayışa ne zaman geçtik.? Einstein’nın, Görelilik kavramını bilincimize çıkarmasıyla. Bu gün insan eğitiminden amacımız bu bütünselliğe hizmet edecek eğitim sistemini oturtmamız gerekir. O da dünya evrenin içinde bir gezegendir. Dünyadaki tüm insanlar bir tür ve bir ailedir. Bu nedenle din, ırk ve ideolojik parçalara ayırmak evreni yok oluşa sürüklemektedir. Ülküsel ve düşünsel amaçlar elbette böyle olurken, insanlar arasındaki iş bölümü için bir anlamda mesleki farklılıklara yeterince kişi ve gruplar hazırlanmalıdır. Buradan devamla tüm dünyadaki insanların devletler ölçeğinde dünyadaki ve de evrendeki işler için iş bölümüne insan ayırmalıdır. Bunu derken, eğitimin amaçlarından biride, evrenin totalliğine hizmet edebilecek evrensel insanların çoğalmış olmasıdır diyorum. Bundan önce Hıristiyanlığa ve İslamiyet öncülük eden tasavvuf felsefesinin Newton mekaniği ile bireycileşerek, yani kapitalizm bireyleri para, mal ve itibar anlamında bencilleştirerek toplumsallık olguları yaralanırken, Einstein fiziği ile evrensel bütünsellik hatırlanmıştır. Bu gün eğitimin birincil amacı haline gelen bu bilişsel dönemde bireylerin canlı, duyarlı, yürekli ve zeki hale gelmeleri devamında da bu bireylerden meydana gelen toplum oluşturmaya kurgulanmalıdır. Böyle bir toplumun oluşması için, eğitimin kişiliğin gelişiminde ideal diyebileceğimiz şu dört özelliği vurgulaması gerekmektedir. Bunlar: canlılık, duyarlılık, yüreklilik ve zekilik durumlarıdır. Bu dört özellik bir arada bulunduğunda öncelikle bireyin sonrada bu bireylerden oluşan toplumun, beden ve zihinsel beceride zirveye doğru tırmanışta olduğu görülecektir. Eğitimle bu konunun devamında başarılı bir toplum yaratmış olur muyuz? Evet. En azından bugünün kamunun putlarına teslim olup işlevinin büyük bir bölümünü kaybetmiş olan bu hantallıktaki toplumda bile olup biten olumsuzlukları, yarı yarıya azaltmış oluruz. --İNSAN VE OLUŞUMU İnsan biyokültürel bir varlıktır. Yani beden ve zihinden oluşmaktadır. Ayrıca İnsan psikosomatik bir varlıktır da. Kendini doğuran anaya bir müddet bağlıdır. Bu bağlılık ceninle başlayıp doğduktan sonra 1,5-2 yaşına kadar devam etmekte olup ayrı bir varlık oluşundan habersizdir. Ancak bundan sonradır ki bu canlı kültürle tanışıp fizyolojik kıpırtılarla da kendini yaratmaya yönelir. İçgüdü ve kan bağı ilişkilerini akıl kapsamına alması, kendi yaşamına anlam vermesi ve de sevgiyi tanıması için doğru ve anlamlı bilgilendirmeyle 18-20 yaş civarını bulacaktır. Kendi olup yaşam direksiyonunu alması türdeşi içindeki bu gelişmedir ki evrenin anlamlı bir parçası olduğunu kavramasına neden olacaktır. İşte aşağıdaki şema, nesnel insandan, öznel insana, yani maddi yapılanmadan (Biyolojik) kültürel insana, şematik olarak geçişlerinin görüntüsünü sunmaktadır. EKONOMİK TEMEL TOPLUMSAL ÖZYAPI (KRAKTER) DÜŞÜNLER VE ÜLKÜLER Kültürel gelişme zihnin eğitimle gelişmesi demektir. Öğrenmeye programlı doğan insan patolojik rahatsızlıklardan arındırılarak ihmale uğratılmadan ve de gereğinden çok vererek şımartılmadan, büyümesi sonucu gerçek bir insan olabilecektir. Ve de hakkaniyetli, iç bütünlüğü olan, tutarlı yani dürüst bir insan olacaktır Bir insanın sıfırdan alıp 18-20 yaşına kadar eğitimle haşır neşir yaşayacaksa, çağdaş eğitimin amacı hiç bir çocuğun sekmesiz büyümesinin doğal hızını ve anlamını bozmadan bir yaklaşımla yapılmalıdır. Zira insan gelişimi fiziksel olarak büyüme, olgunlaşma ve hazır olma şeklinde basamaklarda yürürken, zihinsel olarak duyma, bilme ve isteme şeklinde basamaklarda yürüyerek oluşmaktadır. Örneğin, okul öncesi eğitimde yani 0-6 yaş arası eğitimde, sorumluluk temelinde değil, çocuğun aşırı merakından tam yararlanma şeklinde olmalıdır. Diğer yandan eğitimle para, mal ve itibara kurgulanmadan yani kapitalist üretim tarzına kapılmadan; aç gözlü, zalim, yetersiz ve tutarsız yetişmemesinde amaçlarımızı çok belirgin şekilde davranışlarda göstermeliyiz. Bunun yanında eğitim üretim içindir, üretim de toplum içindir anlayışı ile çağdaş eğitimin temel ilkesi olan 0-20 yaşlar arasında, topluma katkı verecek şekilde bireyin yetişmesine olanak sağlayan sistemler oluşturulmalıdır. Eğitimde amaçlarımızı kısaca toparlamak için maddeler halinde yazacak olursak daha iyi görünmüş olacağına inanıyorum. Eğitimde amacımız, 1- Çocuğun tüm yeteneklerini harekete geçirecek sistemimiz olmalıdır. (Kavrağının yükseltilmesi için 6-18 aylar arasında zengin uyaranlarla, snaps artırma eğitimi gibi.) 2- Korkusuz bir özgürlük içinde yetiştirerek özgüven sahibi olmasını gözetmeliyiz. Ve de yaratıcı bir beyin için korkusuz özgürlük şart. 3- Aklını kullanma, mutlu olma, sevme ve sanatsal becerilerini geliştirici egzersizler yapılmalıdır. Örneğin müziğe eğilimi olan bir çocuğun ya da her çocuğa bir müzik aleti veya bu yöndeki araç ve gerecini ortamın sağlanması gereği vardır. Ayrıca müzik, resim, heykelde vb. sanatsal etkinliklerde ve araç-gereç sağlandığı gibi aklı kullanma ve mutlu olmayı öğrenmesi içinde ortamın sağlanması gerekir. 4- Çağdaş anlayış ve ilkelere uygun olarak, Newton fiziğinin, ışığın yansıma ve kırılması dışındaki Einstein fiziğindeki ışığın bükülmesine uygun düşünce tekniği ile eğitimi amaçlamalıyız. Zira düşünce ileri hareketliliği de uzay-zaman eşliğinde bükülerek ilerlemektedir. Yani düşüncede de statik evrendeki kırılma ve yansımaya ek olarak bükülerek gelişimini sürdürdüğü de görülmüştür. Oysa insanın bu doğallıkta devam etmesi mümkün değildir. Bu konudan olarak Öklid geometrisinin yarattığı zihinsel örgülenme yerine uzay geometrisinin getirdiği bütünsellikle bir zihniyet oluşumuna hizmet etmeliyiz. Zira Uzay-zamanı dördüncü boyut olarak ele alıp sürdürülebilir bir gelişmenin önünü açmalıyız. Çünkü, Öklid’in düzlemsel geometrisinin yarattığı zihniyet ile kurgular oluşturan Newton, uzay ve zamanı ayrı büyüklükler olarak ele almış olduğundan, evrenin işleyişini güneş sistemi işleyişinde olduğu gibi bütünsel değil ancak yerel ölçülerle ele almıştır. yerel üç dik eksen boyutuna eklenen uzay-zaman boyutu yeni bir insan yeni bir toplum oluşumuna doğru ilerleyecektir. Yani evrendeki her birim kendisini etkileyen bir kuvvete bağlı olarak tepede bir sanala bağlayan inanama şekli, düşünceyi gemlemiştir. Einstein ise tüm hareketlilik ve olgular uzay ve zaman içerisinde meydana geldiği için arazlar zorluklar bu uzay-zaman eğrisi takip edilerek çözümlenebilecektir. Bunun eğitimle ne ilgisi var diye düşünmüş olabilirsiniz. İşte buna “kuantum düşünce tekniği” dediğimiz anlayışla yaklaşıp bu bütünselliğin insanla başlayıp evrendeki her varlığın tümünü içine alabilecek bir eğitimimiz olmalıdır. Ancak o zaman dinler ve ırklar bazındaki yansıma, kırılma ve bükülmelerle, parçalanmanın ve birbirilerinin beynini yemelerinin önüne geçebiliriz. Eğitimin önemli amaçlarından birine daha ulaşmak evrensel değerleri tanıyıp ona hizmetten geçmektedir. Sonuçta evren bir ailedir. 5- Çağın anlamına uygun beden ve zihinsel doğru beceriler kazandırmalıyız. Örneğin televizyon, internet, bilgisayar vb. teknoloji ile, araba kullanma, tarım alet ve araçları kullanma vb. beden mahareti geliştirici çalışmalar yapılmasının yanında zihnen bu araç gereçleri kavrayacak derecede doğru becerilerle, düşünce üretimi yapılabilmedir. Günümüz düşünce akımlarını ve teknolojik gelişmedeki karmaşıklığı kavrayacak anlama yetisini geliştirici çalışmalar yapmalıyız. Bu alanda zihin gelişimi ile ilgili çalışmalarda nasıl ki çiftçinin sabanın tutağında elleri parmakları gelişip güçleniyorsa, zihin veya beyni de gerekli egzersizlerle güçlenmesi çağdaş eğitimin ana amaçlarından biri haline gelmiştir. Nitekim benim kullanmadığım bilgisayar vb. gibi araçları ilkokul 3. Sınıftaki 8,5 yaşındaki torunum kavradığı gibi rahat kullanabilmektedir. 6- Sürdürülebilir bir yaşam anlayışının, kullandığımız tüm alanlarda kurallarına uyarak tükenmeden tüketmeliyiz. Çünkü doğada kaybolan herhangi bir organ, tüm sistemi felç ederek, tüm canlıların yaşamını yok edebilmektedir. 7- Yaşamak bir sanattır. Her sanat ustalık ister. Ustalaşabilmek ise dikkat, yoğunlaşma ve sabırlı bir uğraş ister. Eğitimin bir amacı da bu yeteneklerin gelişmesinden, bu ise uygulamadaki egzersizlerle mümkündür. 8- İnsanlar bilgileri şu üç yoldan elde etmektedir. A-Dogmatik bilgiler B-Matematiksel bilgiler C-Bilimsel yani deneylerle ve gözlem yoluyla elde edilen bilgilerdir. Her üç yöntemde insanların düşünceleriyle bulduğu yöntemler olup insanın dışında başka güçler tarafında bize dikte edildiği anlayışından vazgeçmeliyiz. Her şey insan kafasından çıktığı ilkesiyle amaçlarımıza yönelmeliyiz. Zira ispatlanmamış bir bilgi, kavram yada terim değildir. 9- İnsanlar bu bilgileri öğrenmede ve gelişmelerde bedensel olarak büyüme, olgunlaşma ve hazır olma dönemlerini yaşarken, zihinsel olarak ta; duyma bilme ve isteme şeklinde gelişme yaşamaktadır. Bunun için öğrenmede (kimi eğitim otoritelerine göre farklı olmasına karşın) 3-6 yaş sezgisel, 7-11 yaş somut öğrenme, 12-18 yaş soyut kavramları öğrenme dönemleri olarak yaşanmaktadır. --Yeni doğmuş Çocuk ve Psikosomatik Gelişme: Eğitim aşamaları normal süreçte götürüldüğünde çocuk yeni doğduğunda soyut tarafı sıfırdan başlarken, somut tarafı %100’dür. 18 yaşına geldiğinde hayatın tüm alanında yani soyut tarafı %100’e ulaşmıştır.
SOYUT SOMUT
YAŞ 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16………18 3-6 yaş arasında çocuklar sezgisel, 6-12 yaş arasında somut, 6-18 yaş arasında soyut kavramlarla öğrenirler. Bu anlayış ve ilkeler çerçevesinde amaçlarımıza yöntem ya da metotlarla yürümeliyiz. 10- Diğer bir amacımızda; aklın içgüdüyü kapsam altına alması ile dürtülerine engel olma ve duygularını erteleyebilen insanlar olarak yetişmelerini sağlamaktır. 11- Eğitimin önemli amaçlarından bir diğeri de çocuğumuzun yaşam başarısı olmalıdır. Okul başarısı, meslek başarısı, iş başarısı, aile başarısından esas amaç kişinin ve de toplumun yaşam başarısıdır. 12- İnsanın güç merkezi beynidir. Toplumlarında eğitim, beynin en öndeki mimarıdır. Yaratıcısıdır. EĞİTİMİN UYGULAMALARI Eğitim uygulamaları deyince aklımıza ilk gelen düşünce ve çocuğun örgün eğitimdeki yöntem ve metotlardır. Bunun dışında yaygın eğitimlerle yetişkinlerin meslek içi, iş yaşamına ilişkin sosyo psikolojik eğitimler vardır. Bizim düşüncemize esas olan elbette örgün eğitimin çağdaş eğitim kuramının, anlayış, ilke ve amaçları doğrultusunda plan programlama örgün eğitimi kurgulamak olacaktır. Bu kurguları yaşarken dünyada, özellikle eğitimde aşama kaydetmiş ülkeler ölçeğinde uygulamalar, buradaki eğitimde otorite olmuş kişi ve kurumlarla birlikte kendi deneyim ve gözlemlerimizle çıkarımlarımızı harmanlayarak sonuca gitmeye çalışıyoruz. Eğitim işi ciddi bir iştir. Bu yüzden anne-baba, öğretmen, devlet, çağdaş kültür temsilcileri (din, ırk ve ideoloji) bunların hiçbirine tek başına eğitimi havale etmek yanlışını yapmamalıyız. Öğrenci merkezli ve hepsinin ortak eğitim uygulamalarında bilim, akıl ve sevgi temelinde anlayış, ilke ve amaç belirlenerek yürümeliyiz. Mutlaka eğitim uygulamalarının her aşamasında, yüksek yetişkinlik düzeyinde ki uzmanların denetiminde yapılmalıdır. Buradan, kastımız bir okulda ya da kreş bölümlerinde bir yetişkin uzmanın bulunmasıdır. Bunun gibi ana okul, ilk, orta, lise ve fakültede yüksek yetişkinlik düzeyinde uzmanların denetimindeki yetişkinlerle yapılmalıdır. Örgün eğitimdeki ilk uygulamalar ceninle başlayan ana karnındaki konumu, anne, baba ve doktoruna bırakarak doğumdan sonraki ilk uygulamalar ve örgün eğitim durumları. Başta karakter eğitimi olmak üzere, çocuğu ilk sıfırdan alıp on dört yaşına kadar içeriği belirlenmiş konularda gerekli eğitim yapılmalıdır. Bunlar ilk yıllarda verilecekler olmak kaydıyla: a- korku b- oyun ve düş gücü c-yapıcılık d- bencillik ve mülkiyet e- doğruluk f- ceza g-diğer çocukların önemi h-sevgi ve sempati i- cinsellik eğitimi j- ana okulu konuları, yaş ve gelişimlerine göre içgüdüyü işleyecek etkileyecek şekilde eğitim yapılmalıdır. Yine buradan giderek çocukta “sosyal ilgi’nin de sıfır yaştan bilinçli ilgilenildiği taktirde, iri adımlarla gelişme gösterdiği; Freud, Adler, Fromm ve Jean Piaget’in ortak görüşleridir. Yani çocuğun toplumsallaşması anne-baba ve öğretmen üçlüsünün toplumsallığa bakış açısıyla yakından ilgilidir. ^Herkes kendi çocuğunu çok sever^ diyen anlayışlar çocuğu toplumsallaştıramaz. Toplumsallaşamayan çocukta kendisiyle ve toplumla barışamaz. Kısaca dünyaca ortak bir dilin bulunması ve insanların kardeş olduğu anlayışının kabul edilmesi, çocukların sosyal ilgi ile büyümelerini getirecektir. Kişi ve buradan giderek toplumların; ülke dünya ve evrenin hepimizin olduğu fikrine götürecektir. Böylece de çocuklar bu uygulamalarla A- Kişisel çıkarını toplumsal çıkarın önüne almayacaktır B- Bunu karşılığında herhangi bir beklentisi ya da korku nedeni ile yapmayacaktır C- Akıl yürütme, sevme, mutlu olma ve sanatsal becerileri geliştirmeyi toplumsallaştıkça kavrayacak yalnızlığından kurtulacaktır D- İnsanlığın dünü, bugünü ve yarını ile ilgilenecektir 1-Snaps eğitimi (okul öncesi eğitimin birinci aşaması) Doğumun ilk aylarıyla birlikte beyin biyokimya uzmanları, beynin büyümesinin ve gelişmesinin büyük ölçüde ilk ay ve yıllarında olduğu sonucuna varmışlardır. Bu dönemde çok az sayıda hücre oluştuğu halde çok daha önemli bir süreç, hücreler arasında çok sayıda yeni bağlar süreci ortaya çıkmıştır. Daha açığı beyin snapsları denen haber merkezleri ve bunlar arasında bağcıklar oluşmaktadır. Beyin bu işlevini 6 aylıkla 18-20 ay kadar zamanda yerine getirerek bundan sonra bu yeteneğini kaybetmektedir. Zengin uyarılarla desteklenerek bu snapslarda çokça oluşturan beyin ileriki yıllarda kavrağı çok daha yüksekliğe çıkarabilmektedir. Bu çocuklar için anneleri yahut babaları ile en az 5 en çok on çocuk bu eğitimden yararlandırılmak amaçlı bir arada olmalıdır. Örneğin 7 kişilik bir gruba haftada 2 ya da 3 gün 1,5-2 saatlik eğitim yapılmalıdır. Çocuklar birbirleri ile yarıştırılmadan anne kucağında gerekli oyuncak ve aletlerle ses ve dokunma ile grup içinde devam edilmelidir. Çok doğaldır ki anne eğitimi de kendiliğinden gündemde olacağından evlerde de bu egzersize devam edeceklerdir. Zira yemeklerini (mama) yerken sularını içerken hep uyarılar alacaktır. Bundan sonra 36 aylığa kadar da fiziki ve zihinsel gelişmelerine paralel yüzme, oyun oynama ve merakları doğrultusunda devinimine devam edilmelidir. Bu eğitimin her aşamasında anne çocuğu ile gülerek konuşarak sıkça ilgilenmelidir. 2- Anaokulu(Okul öncesi eğitimin ikinci aşaması) 36 aylıktan 70 aylığa kadar devam eden yaş grubu içindir. Çocuklar bu yaşlarda sezgisel öğrenmektedirler. Asla birbirleriyle yarıştırılmamalıdır. Bu yaşlarda sorumluluk temelinde bir eğitim değil, çocuğun aşırı merakından tam yararlanma ve oyun arzularına dayalı olarak etkinliklerde bulunulmalı. Kişiliğin oluşumunda ve anlama yetisinin gelişmesinde en uygun dönem olan 3-6 yaşı çocuğa korkusuz bir özgürlük içinde eğitimde bulunulmalıdır. Çünkü yaşamının bu döneminde edinimleri; yaşadığı sürece hep üstünde ve yönlendiricisi olacaktır. Bu okul öncesi eğitime seçim sırasında çocuklar yapılacak yetenek testleri ile ağır öğrenenlerle normalin üstünde ve sanatsal alanlarda farklılık gösteren çocuklar özel eğitime ihtiyaç duyarlar demektir. Bunların belirlenerek ayrılmaları gerekir. Ayrıca 3-6 yaş arasında ve anaokulunda yüksek güç gösteren çocuklarda 5 yaştan itibaren ilkokula başlatılması uygun olacaktır. Böylesi çocukların ilerleyen yıllarda çoğunluğu teşkil etmesi normal gözüküyor. O zaman ilkokula başlaması elzem olur. Yani 0-3 ve 3-5 yaşlarında gerekli eğitim yapılması 60 aylıktan sonra ilkokul zorunlu eğitime alınabilir. Anaokulu zihinsel gelişmenin yani kişiliğin oluşumunda ve anlama yetisinin gelişmesinde belirleyici bir öneme sahiptir. Bu nedenle okul öncesi eğitimin birinci dönemi olan 0-3 yaş ile 3-6 ezbercilik yaşı değildir. Anlama ve ifade yetisinin gelişmesi için muhakeme yani düşünme egzersizleri devam etmelidir. Bu yaşlarda harf öğretimi ya da matematikteki rakamları öğretmeye kalkışmak çocuğu ezberciliğe yönlendireceği için kaçınılmalıdır. Ancak ilerde ”seslendirilmiş cümle yöntemi” ile öğretime geçilebilmesi için nesnel ve görüntülü olarak rakam ve seslerin ağızdan alabilmesine yardımcı olunmalıdır. Yani harf ve rakam olarak seslerde bunlar hissettirilmelidir. OKULLARDA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM Bu okullarda seçim yapılırken ağır öğrenenler özel eğitime gönderilmesi, yapılan bir testle seçilmelidir. a-4-5-6- yaş gruplarında zorunlu üç yıl eğitim olmalıdır. b- Temel çalışma kuralları ve ilkeleri anlayış çerçevesinde ufak rötuşlarla 08/06/2004 ve 20/02/2006 tarih ve 26086sayılı resmi gazetedeki ile aynen korunarak düzenlenmelidir. c- Amaçları ise kapsamlı bir şekilde yukarıda çerçevesini çizdiğimiz anlayışlar doğrultusunda yeniden hazırlanmalıdır. ( Bizde hazırlanmışı vardır.) ç- Bu üç yıllık anaokulu eğitimi 4-5-6 yaş gruplarına ayrı ayrı konular, bu her grubun kendi içinde olduğu gibi aynı zamanda bu üç yılında bir bütünlük arz etmesi esastır. (Dizi filmlerde olduğu gibi ) OKULLARDA İLKÖĞRETİM Bu okullar (8) sekiz yıl kesintisizdir. Ve de üç yıl ana okul eğitimi alanlar kayıt yapmalıdır. Ana okulun da bolca masal ve öykülerin anlatılması ve ses olarak bunu duyumsamış olan çocuklar metinle öğretime başlamalıdır. İlkokul 4 ve 5. Sınıflardan Anadolu Lisesine, Meslek Liselerine, seçim, aile, sınıf öğretmeni ve öğretmenler kurul kararı ile seçilmelidir. Seçilenler gittikleri okulların, kalanlarda bu okulların kurallarına uygun olarak 8 yılı tamamladıktan sonra yapacakları mesleğe göre en az iki en çok üç yıl ustalıklara hazırlanmalıdır. Bu sınıflarda yaşanmakta olan tüm koşullarda asgari bilgi düzeyinde tüm bilgiler ve beceriler kazanacak bir alt yapı oluşturulmalıdır. Örneğin yemek yapmaktan tutunda günümüz teknolojiyi kullanabilme, tüm araç ve gereçleri optimum kullanma, insanlar arası iletişim ve ilişki biçiminde vb. gereken bilgi ve beceride adımlar atılmalıdır. Bu okulların 7. Ve 8. Sınıflarında ehliyet alarak araba kullanma becerisini, insan, yol ve makine hatalarını da kavrayacak zihinsel beceri sahibi olmalıdır. Diğer yandan ilköğretim okulları sosyal yönden iletişim ve ilişki yaşamından (6-14 yaş) son derece hassas bir dönemdir. İlk çocukluk ve ergenlik dönemi iç içedir. Somuttan soyuta kavramları ve terimleri birbirine karıştırmadan anlam, karar verme, ifade etme bilgi ve de beceri sahibi olacak şekilde yetiştirmeleri gerekmektedir. Böylece toplum içinde sorumluluklarını alabilme özgüvenini almış olacaktır. --İlköğretim Okulları: Bu okullarla birlikte testle sınav yaparak seçme kesinlikle kaldırılmalıdır. a- İlköğretime kayıt kabul üç yıl zorunlu okul öncesi eğitim almış çocuklara 8 yıl olarak verilmelidir. b- Beş yıllık birinci bölümden sonra üç yıllık ikinci bölümde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmeye geçilmelidir. c- Bu yönlendirme sınıf öğretmeni esas olarak öğretmenler kurulu ve çocuğun ebeveyni karar sahibi olmalıdır. d- Yönlenmiş sınıfların aynı okul bünyesinde olmasında yarar vardır. LİSE EĞİTİMİ A. Normal liseler olarak yönlenmiş sınıfların guruplaşması şarttır. Yani okul tek tip olmalıdır. Sınıflarda ilköğretime göre guruplara ayrılmalıdır. B. İlk iki yıl ilgi ve yeteneği doğrultusunda bilgi ve beceriye ağırlık verilir. Sonraki iki yıl meslek derecesinde beceri derslerine ağırlık verilmelidir. C. Öğretmenler kurulu, ebeveyn ve çocuğunda bulunduğu bir ortamda uzmanlığa kapı aralanmalıdır. D. Bu okullarda özel beceri isteyen sanat okullarından fakülteye çok seçkin öğrenciler için kontenjan verilmelidir. E. Üniversiteye seçimin, kesinlikle lisedeki bu dört yıl değerlendirilerek yapılması gerekir. F. Fen ve Anadolu liselerinden üniversitelere uzmanlıkları doğrultusunda seçilen öğrenciler puan durumlarına göre öğretmenler Kurulu ebeveyn ve çocuğun olduğu bir toplantı ile üniversitelere gönderilmelidir. ÜNİVERSİTELER A. Üniversite eğitimi kesinlikle uzmanlık için düzenlenmelidir. B. Mühendislikler ve diğer teknik okullar üç yıllık meslek kazandıran okullar olmalıdır. C. Tıp, Mimarlık, Psikoloji, Toplum mühendisliği, Sosyoloji, Siyaset gibi meslek ve uzmanlık alanlarındaki eğitimde, bu alanlar birbiri ile ilişkilendirilerek tamamlanmalıdır. D. Beden becerisi ile zihinsel beceride ustalaşmış insanlar bu konumda yetiştirilmelidir. ŞEREF PINARBAŞI
Eğitim ve eğitim sistemimiz: a- Anlayışlar b-İlkeler c- Amaçlar d- Uygulamalar olarak ‘Eğitim Sil baştan’ diyor tüm eğitim sistemini yeniden kurguluyoruz. Türkiye eğitim otoritelerince görüşülerek eğitimimiz yeni bir sisteme kavuşturulmalıdır. Aşağıda sistemimizdeki ana başlıklar altında açıklamalarını bulacaksınız. BUNLAR : 1-Eğitimde yeni metotlar üzerine açıklamalar 2-Eğitimde yeni anlayışlar 3-Eğitimde yeni temel ilkeler 4-Eğitimde yeni amaçlar 5-Eğitimin uygulamaları ŞEREF PINARBAŞI (EĞİTİMCİ-YAZAR) EĞİTİMDE YENİ METODLAR ÜZERİNE AÇIKLAMALAR Maddenin enerjiye düşüncenin gerçeğe dönüştüğü ve 2000 yıllık atom bilgisinin uzay-zaman boyutu ile atom altı fotonlarına ulaştığı uygarlığımızın geldiği noktadır. Bizler eğitimde hala fikir ve inanç aşılama egzersizleriyle uğraşarak çocuklarımız geleceğin, halaylıkları ve cariyeleri durumuna düşeceklerdir. Oysa yenidünya insanları eğitimi çocukların korkusuz bir özgürlük içinde yetişerek bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görmektedirler. İnsan kendi içinde total (bütünsel) varlıklar olduğu gibi evren içinde de insanlar, canlılar ve cansızlarla birlikteliği yani totalliği (bütünselliği) vardır. Bu açıdan baktığımızda biz insanlar teker teker ve dünya toplumu olarak uzay bütünlüğünün eş değerli bir parçasıyız. Yaşamak bir sanattır. Sanatta ustalaşan insanlar coşkulu yaşarlar. Yaşamaktan hoşlanma insanoğlunun akıl ve sevgiyi tanımasıyla mümkün olmuştur. İnsanlar yaklaşık yedi bin yıl önce yazıyı bularak nesilden nesile bilgi aktarımını aşılama yoluyla yaparken 1900’lerin başından itibaren gelişen eğitim anlayışında aşılama değil bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görülmeye başlanmıştır. Ayrıca eğitimin temel amacı kişinin topluma adaptesi görülmesi, Newton evreni anlayışı ile zirveye çıkmış olan bireyci düşünme, insanlarda ülkü haline gelmiştir. Böylece bireyin yaratıcılığı son derece körüklenirken hayatın her alanında her anlamda bilişsel ve teknolojik gelişmeler tavan yapmıştır. Ancak eğitimdeki değişmeler yeterince büyüklük ve hıza ulaşamayarak, anlayışlarda para, mal ve itibar sevgisine dönüşmüştür. Oysa eğitimde gelişen teknolojiye uygun gerekli anlayışlar kazandırılmalıydı. Evet Newton fiziği bireyi ve bireyliği zirveye taşırken, Einstein fiziği toplumu ve toplumsallığı ortaya koymuştur. Newton fiziği makineleşmeyi ve çok çok üretmeyi gerekli görüp insanının yaratıcılığını artırarak, yapabileceği düşüncesini yaymıştı. Bu doğru bir önermedir. Ancak yaratıcılığı artan insan başkalarından üstün yaşama teorisini de zirveye taşımıştır. Olmak yerine sahip olmayı yeğlemiştir. Oysa toplum bilimciler bu anlayışın karşısına “gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil, kendisi bir şey olan insandır.” diyerek anlayışlarda toplumsallığın bırakıldığı an insanlığın yok olabileceğini dile getirmektedirler. Günümüz Einstein mekaniği sayesinde hayatın her alanında sıçrama yaparak önde davranan uluslar ve bunların egemenleri bir milyar civarındaki insan, dünyanın diğer altı milyarının üzerinde boza pişirmektedir. Durum böyleyse eğitimde bilimsel teknik devrim ve eğitimde devrim diyerek çağımız eğitimimize temel ilkeler koyalım. Ülkemiz ölçeğinde Köy Enstitüleri deneyimi bedensel beceriyi zirveye taşıdığı gerçeğini bilip, zihinsel eğitimdeki eksiğini görerek çağdaş eğitimde ilk yerini alabiliriz. Bunun için eğitimde birinci derecedeki anlayışın net bir şekilde ortaya konması gerekir. “Köy sorunu….. mihaniki bir surette köy kalkınması değil, anlamlı ve bilinçli bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırmalı ve bilinçlendirmeli ki, onu hiçbir güç kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin.” (İ. HAKKI TONGUÇ) Yukarıdaki sözlerden de anlaşıldığı gibi, Köy Enstitüleri Türk eğitim sisteminde erdemli insan yetiştirme adına önemli bir temeldir. Eğer eğitimimiz o temel üzerine bina edilecekse günün anlamına uygun eğitimdeki yeni gelişmelerin de bu temele eklenerek sağlamlığı artırılmalıdır. Bu anlamda çağdaş anlayış ilke ve amaçlar belirlenip uygulamaya geçilmelidir. EĞİTİMDE YENİ ANLAYIŞLAR Anlayış: anlama biçimi, olguları kavrama şekli, zihniyet. Eğitim: fikir ya da inanç aşılama olayı değil çocuğun bağımsız yargı yeteneğini geliştirme olayıdır. Yukarda ki bu tanım eğitimi fikir ya da inandıklarını aşılamak için araç görenler ile eğitimi yargı yeteneğini geliştirme görenlerin ortaklaşacağı bir tanım değildir. Zira çağlar boyunca fikir ve inançlarını aynen oğula aktarmak isteyenlerin bu yeni anlayışı kabulleri de mümkün değildir. Ama esası ve çağdaş kuramdaki tanımı budur. Böylece de anlayış, ilke, amaç ve uygulamalara gidilmelidir. YENİ ANLAYIŞLAR 1-Eğitim öğrenci merkezli ve yetenekleri geliştirici olmalıdır anlayışını kabul etmiş olmalıyız. 2-Evrensel değerler birinci önceliğimiz olmalıdır. 3-Küçük yaşlar (0-12) da zihinsel eğitime ağırlık vererek kişilik eğitiminde eksiksiz uygulama yapılmalıdır. 4-Ayrıca çocuklarımızın edinmek zorunda oldukları bilgilerin toplamı durmaksızın arttığına göre ve de öğretimde genel bilgiler çerçevesinde okul uzatma gereği olduğu için anaokulu (3-5 yaş) eğitime başlaması gerekmektedir. Bu anlayış toplum tarafından kabulü için gerekli eğitim seferberliği başlatılmalıdır. 5-Kişinin ve de toplumun gerçeği ile yüzleşir bir nitelikte eğitim yapılmasını kabul eder olmalıyız. 6-Gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil kendisi bir şey olan insan anlayışı hâkimiyetinde bir eğitim yapılmalıdır. 7-Çocukların özellikle 0-6 yaş aralığında korkusuz bir özgürlükle büyümesi için özen gösterilmelidir. Bundan kastımız çocuğun korkuyu öğrenmeden özgürlüğü tatması gerekmektedir. 8-Sokrat’tan bu yana akıllılık ve ya üstün zekâ anlayışı çağımızda özellikle üçüncü dünya düzeyinde gelişmişlik gösteren ülkeler olmak üzere altın çocuklar işlemi görüp ülkenin harmanını attırmışlardır. Türkiye’miz de tümü özel olmak üzere bir yıl içerisinde 74 tane Türkiye üstün zekâlılar okulu açılmıştır. Oysa hiç kimse hiç birinin beynini ölçememektedir. Üstün zekâlılar okulları ticari amaçlı ve insanları kandırmaktadır. Anlayış olarak 1960’lardan bu yana iflası yaşanmakta olup fiyasko ile sonuçlanmıştır. 9-Eğitim insanının yeteneklerini geliştirmek önce birey sonra da bu bireylerden oluşan canlı, duyarlı, yürekli ve zeki bir toplum yetişmesi için yapılır anlayışında olmalıyız. Yani eğitim önce düşünce sonrada yetenekler doğrultusunda fiziksel üretim için yapılmalıdır. 10-Newton fiziğinin (mekaniğinin) her varlığın ayrı bir bütünselliği, A. Einstein mekaniğinin getirdiği anlayışta iseş evrenin bütünlüğü vurgulanmakta ve gerçekliği ispatlanmaktadır. Artık evren bir bütündür. Her varlık kendi türü içinde bütün olduğu gibi, evrende bir bütünlük içindedir. EĞİTİMDE YENİ TEMEL İLKELER İlke her türlü tartışmanın dışında, üstünde sayılan ana düşünce ve inanış, baş kural. prensip. Diye sözlüklerde geçmektedir. Çağdaşlık ve eğitim kuramı ve de bunun temel ilkeleri 1960 yılına gelindiğinde, eğitimde devrim yaşanarak insanlık yeni bir ilkeler ve amaçlar doğrultusunda “eğitim sistemlerine” önemli ölçütler getirmişlerdir. Şimdi bu ilkeler ölçeğinde eğitim kuramını mümkün olduğu ölçüde maddeleştirerek açıklamaya çalışacağım. 1- Kişinin yahut çocuğun, bedensel ve zihinsel becerilerini artırıcı bir eğitim olmalıdır. Korkusuz bir özgürlük anlayışı içinde düşünce de liberal yetişmelidir. Eğitimi ana karnından başlayarak 13 -14 yaşlarına kadar kesintisiz sürmelidir. 2-Günümüz kuantum (enerji paketçiği) düşünce tekniği ile iç içe geçmiş durumdadır. Çocuklarımız bu yeni dünyayı anlayıp değiştirebilmeleri için atom altı çalışmalarını kavramaları gereken zihinsel açılıma ihtiyaçları vardır. Zira yaşama anlam verirken evrenin bütünlüğü ile var olduğunu görebilmektedir. Bu kapasiteye ulaşabilecek bir şekilde eğitim yapılmalıdır. 0-20 yaş arası bilinçli eğitim, snaps ve anaokulu eğitimleri mutlaka yapılmalı. 3-21.asır insanlar için çokça boş zaman yaratmıştır. İnsanlar çoğu zamanını dinlenme, oyun ve eğlencede geçirebilmektedir. Fiziki çalışmalarının çoğunu da masa başı ve beyinsel emeğe dayalı yürütmektedir. Bu nedenle insan iletişim ve ilişkisi büyük oranda makinelere teslim edilerek, kişiler arası insan fiziği teması büyük darbe yiyerek sona yaklaşmaktadır. Durum böyleyse, insanları birey ve toplum olarak iletişim ve ilişkisi eğitimin problemidir. Çözümde eğitime konacak metotlardadır. Ayrıca bu boş zamanın dolu zamana nasıl geçirileceği planlanmalıdır. 4-İnsanlar ilk eğitime başlayışları ile birlikte bunu iki anlayış çerçevesine göre yapmışlardır. Birincisi efendi-köle ilişkisi, ikincisi de öğretmen-öğrenci ilişkisi içinde aktarım yapmışlar ve yapmaktadırlar. Efendi köleyi hiçbir zaman kendi seviyesine çıkarmaz. Öğretmen, öğrenciyi kendi seviyesine çıkarabilecek, kendini geçebilecek bir eğitim verir. Bu yüzden eğitimin önde gelen ilkelerinden biride öğretmen-öğrenci metodu olmalıdır. 5-Eğitim bilimsel, akılcı ve sevgi kavramlarının üçlü saç ayağı üzerinde bina edilmelidir. Çağdaş eğitimin, töre bilimlerin yerel sarmalında kalarak evrensel değerlere ulaşması mümkün değildir. Yani gizemcilikten ve hamaset eğitiminden kurtulamayız. 6-Her şey insan kafasından çıkıyor insan eliyle uygulanıyor. Olumluda, olumsuzda iyide kötüde bizim ürünümüzdür. Olumsuz ve kötüyü kendi dışımızda kimseye, kişiye, sanala ve inanca yükleyerek teselli bulmak yanlışından vazgeçmeliyiz. 7-İyiliğe hayran olabiliriz Allaha, peygambere, Atatürk’e hayran olmak kolay. Ama kendimizi onlara uyduramıyorsak bu bizi kişilerden nefrete götürmektedir. Oysa kötü kişilerden, kötülüğü içinde barındıranlardan değil, bu kişilerin içine yerleşen kötülükten nefret etmeliyiz. Böylece iyilikle simgelediğimiz nesnel ve öznel kimliklere yakışır olabiliriz. Örneğin kasıt ya da hata sonucu olumsuz bir davranışın kişisini değil davranıştaki bozukluğu eleştirmeliyiz ve de düzeltmeliyiz. 8-Her halükarda emeksiz bir yaşam şeklinin olmadığı gerçeğini kabul etmek önemli bir ilkedir. Bunun yanında yararcı bir eğitim ile süsleyici eğitim arasında denge oluşturmak zorunluluğu vardır. 9-İnsan öğrenmeye programlı doğmaktadır. Doğasına uygun olmayan (zaman-mekan ) bir öğretiyi dayatmacı bir eğitimle vermeye kalkamayız. Yani bedensel ve zihinsel olarak beceriyi edinmesinde kendi hızına ve anlama gücüne uygun olmalıdır. Örneğin kendi içinde de olsa beş yaş çocuğuna 100 metre koşusu ya da cebir öğretmeye kalkışmak yanlışını yapmamalıyız. 10- Din, ırk ve ideoloji gibi doktrinsel öğretiler hayata geçirilirken, çerçeve bir proje uygulanır uygulanır. Kuralların oldukça katılığı vardır. Eskiyen her bilgi ve doktrinler değişime tabi tutulurken kişi ve de toplum da hasarlar meydana getirir. Çağımız itibari ile evren fiziğine uygun eğitim anlayışı ve ilkesi ile eğitim sistemine metot oluşturmalıdır. Örneğin tüm evrendeki varlıkların ortaklaştığı bir evren varlığını kabul etmek ve de buradan gelerek insanlığın tek bir aile olduğu ilkesini benimsemek gibi. 11-Fizik, kimya, matematik olmadan yeni bir dünya kurulamadığı gibi müzik, resim vb. sanatsal beceriler veren dersler olmadan da yeni bir dünya insanı oluşturulamaz. Dahası yaşama anlam verecek psikolojik gelişme görülemez. Bu ise bireysel çöküş, arkasındanda toplumsal yok oluş demektir. 12-İnsan çok katlı ve çok boyutlu bilinç e sahiptir. Dürtü ve duygularımız arasında denge oluşturarak yaşarız. Aynı zamanda da total (bütünsel) varlığız. Bireyiz ama evreninde diğer varlıklarıyla eşdeğerde bir parçayız. 13-Çağımız ilkelerinden önemli biride dinsel, ırksal ve ideolojik ayrımcılığa karşı çıkarak dünyadaki tüm insanların bir aile olduğunu kabul etmektir. Ayrıca insanlar can ve onurlarıyla 3 yaştan 100 yaşa kadar eşittir. Bunu için çocuk, genç, yaşlı, kadın, kız, erkek demeden yani ayırmadan ilgilenilmeli, sorumluluk almalı, saygı duymalı, konumları ve durumları hakkında bilgilenebilmeliyiz. Kısaca insanları ve insanlığı sevebilmeliyiz. Zaten sevmenin somutu yukarıda 4 madde halinde sayılmaktadır. 14-Ehven-i şer ya da “En az kötü olan” ilkesinden vazgeçmeliyiz. Zira kötü sonu geciktirmekten başka bir işe yaramamaktadır. 15- Ceza ve ödül için oluşturulan davranış çok geçmeden eskiyecektir. Çocuk eğitiminde davranış gereğine uygun olmalıdır. 16- Bir insanın erdemli olmasını istiyorsak ona doğru türlerden beceri kazandırmalıyız. Becerisizlik ya da yanlış beceri o insanı erdemsiz yapacaktır. 17- Çocuğa, bilgiye ulaşmak için kısa yol gösterilmemelidir. EĞİTİMDE YENİ AMAÇLAR Amaç, varılmak istenen sonuç hedef nişane demektir. Nasıl eğitmek gerektiği ele alınmadan önce varmak yahut sağlamak istediğimiz sonucun açıklığa kavuşması iyi olacaktır. Nasıl bir insan olmalıdır.? Aristo, yüce ruhlu insan derken İsa ve Muhammed benzer bir şekilde karşılıksız sevgi buyuruyorlardı. Buna eğitimci Dr. Arnold, “zihinsel bir alçak gönüllülük” diyerek karşıtlığını belirtecekti. Hıristiyanlığın ve İslamiyet’in ülkülerine E. Kant, F. Nietzsche ve B. Russell bu anlayışlarla erdemli insan yetiştirilemeyeceğini vurguluyorlardı. Günümüzde (21. Asrın ilk çeyreğinde) ise nasıl bir insan yetişmesi gerektiğini vurgulayan eğitim bilimcileri toplu olarak şöyle ifade edebilirim. Bundan önce fizik bilimindeki gelişmeler Newton mekaniğinin yarattığı düşünceden kuantum ve Görelilik gibi yeni teoriler düşüncelerde önemli bir sıçramayı gerçekleştirmiştir. Newton fiziği düşün ve ülkülerde bireyin başarılarını, yaratıcılığını zirveye taşırken, Einstein fiziği; kişinin iç bütünlüğü dahil evrenin bütünlüğü anlayışına götürmüştür. Durum böyleyse insanın evrenden ayrı, üstün bir varlık ve özel ayrıcalıklara sahip diyerek; mal, para itibar sahipliği yerine kendisi olmak ve kendini evrenin var olan eşdeğerlerden bir parçası görmek gerekir. Bu amaç eğitimde kişiyi karıncalar içinde bir karınca gibi ona buna sürtünmeden evrensel değerlere hizmette kusur etmeyecektir. Yapay olan töre bilimlerle; grup, küme vb. ayrılıklara rağbet etmeyecektir. Bugün baktığımızda evrensel olan insan; din, ideolojiler ve ırklarca bakın hepimizi hangi parçalara ayırmıştır. Din olarak; Musevilik, Hıristiyanlık, İslamiyet ve doğuda dinler. Bu dinler kendi içlerinde tarikat olarak onlarda kendi içlerinde mezhep vb. ayrılmalara sapmışlardır. Irklar dersen keza klanlar, aşiretler, boylar milletler vb. İdeolojilerle de sağ-sol ve bunlarda çeşitli fraksiyonlara ayrılmıştır. Bugün dünyada bilinen binlerce ırk ve din temelinde insanlığı bölen gruplar vardır. Bunların her birinin kendi dinleri en doğru din, kendi ırkları da en kahraman ırktır. Oysa evren tektir. Onun içindeki her tür kendini evrenin bir parçası olarak algılamış ya da doğruyu bulmuş, uyumla dönüp durmaktadır. Evren bir denge içindeki bir bütünlüktür. Bu sistem kendi içindeki sistemleri ile tüm türleri kapsamaktadır. Örneğin insan; bu sistemin içinde bir türdür. Kendi içinde sinir, dolaşım, sindirim vb. sistemleri ile bütünselliği vardır. Bu sistemlerden biri çöktüğü zaman insan çöker ve biter. Nitekim evrende türlerden biri çöktüğü zaman biter. Biz bu anlayışa ne zaman geçtik.? Einstein’nın, Görelilik kavramını bilincimize çıkarmasıyla. Bu gün insan eğitiminden amacımız bu bütünselliğe hizmet edecek eğitim sistemini oturtmamız gerekir. O da dünya evrenin içinde bir gezegendir. Dünyadaki tüm insanlar bir tür ve bir ailedir. Bu nedenle din, ırk ve ideolojik parçalara ayırmak evreni yok oluşa sürüklemektedir. Ülküsel ve düşünsel amaçlar elbette böyle olurken, insanlar arasındaki iş bölümü için bir anlamda mesleki farklılıklara yeterince kişi ve gruplar hazırlanmalıdır. Buradan devamla tüm dünyadaki insanların devletler ölçeğinde dünyadaki ve de evrendeki işler için iş bölümüne insan ayırmalıdır. Bunu derken, eğitimin amaçlarından biride, evrenin totalliğine hizmet edebilecek evrensel insanların çoğalmış olmasıdır diyorum. Bundan önce Hıristiyanlığa ve İslamiyet öncülük eden tasavvuf felsefesinin Newton mekaniği ile bireycileşerek, yani kapitalizm bireyleri para, mal ve itibar anlamında bencilleştirerek toplumsallık olguları yaralanırken, Einstein fiziği ile evrensel bütünsellik hatırlanmıştır. Bu gün eğitimin birincil amacı haline gelen bu bilişsel dönemde bireylerin canlı, duyarlı, yürekli ve zeki hale gelmeleri devamında da bu bireylerden meydana gelen toplum oluşturmaya kurgulanmalıdır. Böyle bir toplumun oluşması için, eğitimin kişiliğin gelişiminde ideal diyebileceğimiz şu dört özelliği vurgulaması gerekmektedir. Bunlar: canlılık, duyarlılık, yüreklilik ve zekilik durumlarıdır. Bu dört özellik bir arada bulunduğunda öncelikle bireyin sonrada bu bireylerden oluşan toplumun, beden ve zihinsel beceride zirveye doğru tırmanışta olduğu görülecektir. Eğitimle bu konunun devamında başarılı bir toplum yaratmış olur muyuz? Evet. En azından bugünün kamunun putlarına teslim olup işlevinin büyük bir bölümünü kaybetmiş olan bu hantallıktaki toplumda bile olup biten olumsuzlukları, yarı yarıya azaltmış oluruz. --İNSAN VE OLUŞUMU İnsan biyokültürel bir varlıktır. Yani beden ve zihinden oluşmaktadır. Ayrıca İnsan psikosomatik bir varlıktır da. Kendini doğuran anaya bir müddet bağlıdır. Bu bağlılık ceninle başlayıp doğduktan sonra 1,5-2 yaşına kadar devam etmekte olup ayrı bir varlık oluşundan habersizdir. Ancak bundan sonradır ki bu canlı kültürle tanışıp fizyolojik kıpırtılarla da kendini yaratmaya yönelir. İçgüdü ve kan bağı ilişkilerini akıl kapsamına alması, kendi yaşamına anlam vermesi ve de sevgiyi tanıması için doğru ve anlamlı bilgilendirmeyle 18-20 yaş civarını bulacaktır. Kendi olup yaşam direksiyonunu alması türdeşi içindeki bu gelişmedir ki evrenin anlamlı bir parçası olduğunu kavramasına neden olacaktır. İşte aşağıdaki şema, nesnel insandan, öznel insana, yani maddi yapılanmadan (Biyolojik) kültürel insana, şematik olarak geçişlerinin görüntüsünü sunmaktadır. EKONOMİK TEMEL TOPLUMSAL ÖZYAPI (KRAKTER) DÜŞÜNLER VE ÜLKÜLER Kültürel gelişme zihnin eğitimle gelişmesi demektir. Öğrenmeye programlı doğan insan patolojik rahatsızlıklardan arındırılarak ihmale uğratılmadan ve de gereğinden çok vererek şımartılmadan, büyümesi sonucu gerçek bir insan olabilecektir. Ve de hakkaniyetli, iç bütünlüğü olan, tutarlı yani dürüst bir insan olacaktır Bir insanın sıfırdan alıp 18-20 yaşına kadar eğitimle haşır neşir yaşayacaksa, çağdaş eğitimin amacı hiç bir çocuğun sekmesiz büyümesinin doğal hızını ve anlamını bozmadan bir yaklaşımla yapılmalıdır. Zira insan gelişimi fiziksel olarak büyüme, olgunlaşma ve hazır olma şeklinde basamaklarda yürürken, zihinsel olarak duyma, bilme ve isteme şeklinde basamaklarda yürüyerek oluşmaktadır. Örneğin, okul öncesi eğitimde yani 0-6 yaş arası eğitimde, sorumluluk temelinde değil, çocuğun aşırı merakından tam yararlanma şeklinde olmalıdır. Diğer yandan eğitimle para, mal ve itibara kurgulanmadan yani kapitalist üretim tarzına kapılmadan; aç gözlü, zalim, yetersiz ve tutarsız yetişmemesinde amaçlarımızı çok belirgin şekilde davranışlarda göstermeliyiz. Bunun yanında eğitim üretim içindir, üretim de toplum içindir anlayışı ile çağdaş eğitimin temel ilkesi olan 0-20 yaşlar arasında, topluma katkı verecek şekilde bireyin yetişmesine olanak sağlayan sistemler oluşturulmalıdır. Eğitimde amaçlarımızı kısaca toparlamak için maddeler halinde yazacak olursak daha iyi görünmüş olacağına inanıyorum. Eğitimde amacımız, 1- Çocuğun tüm yeteneklerini harekete geçirecek sistemimiz olmalıdır. (Kavrağının yükseltilmesi için 6-18 aylar arasında zengin uyaranlarla, snaps artırma eğitimi gibi.) 2- Korkusuz bir özgürlük içinde yetiştirerek özgüven sahibi olmasını gözetmeliyiz. Ve de yaratıcı bir beyin için korkusuz özgürlük şart. 3- Aklını kullanma, mutlu olma, sevme ve sanatsal becerilerini geliştirici egzersizler yapılmalıdır. Örneğin müziğe eğilimi olan bir çocuğun ya da her çocuğa bir müzik aleti veya bu yöndeki araç ve gerecini ortamın sağlanması gereği vardır. Ayrıca müzik, resim, heykelde vb. sanatsal etkinliklerde ve araç-gereç sağlandığı gibi aklı kullanma ve mutlu olmayı öğrenmesi içinde ortamın sağlanması gerekir. 4- Çağdaş anlayış ve ilkelere uygun olarak, Newton fiziğinin, ışığın yansıma ve kırılması dışındaki Einstein fiziğindeki ışığın bükülmesine uygun düşünce tekniği ile eğitimi amaçlamalıyız. Zira düşünce ileri hareketliliği de uzay-zaman eşliğinde bükülerek ilerlemektedir. Yani düşüncede de statik evrendeki kırılma ve yansımaya ek olarak bükülerek gelişimini sürdürdüğü de görülmüştür. Oysa insanın bu doğallıkta devam etmesi mümkün değildir. Bu konudan olarak Öklid geometrisinin yarattığı zihinsel örgülenme yerine uzay geometrisinin getirdiği bütünsellikle bir zihniyet oluşumuna hizmet etmeliyiz. Zira Uzay-zamanı dördüncü boyut olarak ele alıp sürdürülebilir bir gelişmenin önünü açmalıyız. Çünkü, Öklid’in düzlemsel geometrisinin yarattığı zihniyet ile kurgular oluşturan Newton, uzay ve zamanı ayrı büyüklükler olarak ele almış olduğundan, evrenin işleyişini güneş sistemi işleyişinde olduğu gibi bütünsel değil ancak yerel ölçülerle ele almıştır. yerel üç dik eksen boyutuna eklenen uzay-zaman boyutu yeni bir insan yeni bir toplum oluşumuna doğru ilerleyecektir. Yani evrendeki her birim kendisini etkileyen bir kuvvete bağlı olarak tepede bir sanala bağlayan inanama şekli, düşünceyi gemlemiştir. Einstein ise tüm hareketlilik ve olgular uzay ve zaman içerisinde meydana geldiği için arazlar zorluklar bu uzay-zaman eğrisi takip edilerek çözümlenebilecektir. Bunun eğitimle ne ilgisi var diye düşünmüş olabilirsiniz. İşte buna “kuantum düşünce tekniği” dediğimiz anlayışla yaklaşıp bu bütünselliğin insanla başlayıp evrendeki her varlığın tümünü içine alabilecek bir eğitimimiz olmalıdır. Ancak o zaman dinler ve ırklar bazındaki yansıma, kırılma ve bükülmelerle, parçalanmanın ve birbirilerinin beynini yemelerinin önüne geçebiliriz. Eğitimin önemli amaçlarından birine daha ulaşmak evrensel değerleri tanıyıp ona hizmetten geçmektedir. Sonuçta evren bir ailedir. 5- Çağın anlamına uygun beden ve zihinsel doğru beceriler kazandırmalıyız. Örneğin televizyon, internet, bilgisayar vb. teknoloji ile, araba kullanma, tarım alet ve araçları kullanma vb. beden mahareti geliştirici çalışmalar yapılmasının yanında zihnen bu araç gereçleri kavrayacak derecede doğru becerilerle, düşünce üretimi yapılabilmedir. Günümüz düşünce akımlarını ve teknolojik gelişmedeki karmaşıklığı kavrayacak anlama yetisini geliştirici çalışmalar yapmalıyız. Bu alanda zihin gelişimi ile ilgili çalışmalarda nasıl ki çiftçinin sabanın tutağında elleri parmakları gelişip güçleniyorsa, zihin veya beyni de gerekli egzersizlerle güçlenmesi çağdaş eğitimin ana amaçlarından biri haline gelmiştir. Nitekim benim kullanmadığım bilgisayar vb. gibi araçları ilkokul 3. Sınıftaki 8,5 yaşındaki torunum kavradığı gibi rahat kullanabilmektedir. 6- Sürdürülebilir bir yaşam anlayışının, kullandığımız tüm alanlarda kurallarına uyarak tükenmeden tüketmeliyiz. Çünkü doğada kaybolan herhangi bir organ, tüm sistemi felç ederek, tüm canlıların yaşamını yok edebilmektedir. 7- Yaşamak bir sanattır. Her sanat ustalık ister. Ustalaşabilmek ise dikkat, yoğunlaşma ve sabırlı bir uğraş ister. Eğitimin bir amacı da bu yeteneklerin gelişmesinden, bu ise uygulamadaki egzersizlerle mümkündür. 8- İnsanlar bilgileri şu üç yoldan elde etmektedir. A-Dogmatik bilgiler B-Matematiksel bilgiler C-Bilimsel yani deneylerle ve gözlem yoluyla elde edilen bilgilerdir. Her üç yöntemde insanların düşünceleriyle bulduğu yöntemler olup insanın dışında başka güçler tarafında bize dikte edildiği anlayışından vazgeçmeliyiz. Her şey insan kafasından çıktığı ilkesiyle amaçlarımıza yönelmeliyiz. Zira ispatlanmamış bir bilgi, kavram yada terim değildir. 9- İnsanlar bu bilgileri öğrenmede ve gelişmelerde bedensel olarak büyüme, olgunlaşma ve hazır olma dönemlerini yaşarken, zihinsel olarak ta; duyma bilme ve isteme şeklinde gelişme yaşamaktadır. Bunun için öğrenmede (kimi eğitim otoritelerine göre farklı olmasına karşın) 3-6 yaş sezgisel, 7-11 yaş somut öğrenme, 12-18 yaş soyut kavramları öğrenme dönemleri olarak yaşanmaktadır. --Yeni doğmuş Çocuk ve Psikosomatik Gelişme: Eğitim aşamaları normal süreçte götürüldüğünde çocuk yeni doğduğunda soyut tarafı sıfırdan başlarken, somut tarafı %100’dür. 18 yaşına geldiğinde hayatın tüm alanında yani soyut tarafı %100’e ulaşmıştır.
SOYUT SOMUT
YAŞ 0 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16………18 3-6 yaş arasında çocuklar sezgisel, 6-12 yaş arasında somut, 6-18 yaş arasında soyut kavramlarla öğrenirler. Bu anlayış ve ilkeler çerçevesinde amaçlarımıza yöntem ya da metotlarla yürümeliyiz. 10- Diğer bir amacımızda; aklın içgüdüyü kapsam altına alması ile dürtülerine engel olma ve duygularını erteleyebilen insanlar olarak yetişmelerini sağlamaktır. 11- Eğitimin önemli amaçlarından bir diğeri de çocuğumuzun yaşam başarısı olmalıdır. Okul başarısı, meslek başarısı, iş başarısı, aile başarısından esas amaç kişinin ve de toplumun yaşam başarısıdır. 12- İnsanın güç merkezi beynidir. Toplumlarında eğitim, beynin en öndeki mimarıdır. Yaratıcısıdır. EĞİTİMİN UYGULAMALARI Eğitim uygulamaları deyince aklımıza ilk gelen düşünce ve çocuğun örgün eğitimdeki yöntem ve metotlardır. Bunun dışında yaygın eğitimlerle yetişkinlerin meslek içi, iş yaşamına ilişkin sosyo psikolojik eğitimler vardır. Bizim düşüncemize esas olan elbette örgün eğitimin çağdaş eğitim kuramının, anlayış, ilke ve amaçları doğrultusunda plan programlama örgün eğitimi kurgulamak olacaktır. Bu kurguları yaşarken dünyada, özellikle eğitimde aşama kaydetmiş ülkeler ölçeğinde uygulamalar, buradaki eğitimde otorite olmuş kişi ve kurumlarla birlikte kendi deneyim ve gözlemlerimizle çıkarımlarımızı harmanlayarak sonuca gitmeye çalışıyoruz. Eğitim işi ciddi bir iştir. Bu yüzden anne-baba, öğretmen, devlet, çağdaş kültür temsilcileri (din, ırk ve ideoloji) bunların hiçbirine tek başına eğitimi havale etmek yanlışını yapmamalıyız. Öğrenci merkezli ve hepsinin ortak eğitim uygulamalarında bilim, akıl ve sevgi temelinde anlayış, ilke ve amaç belirlenerek yürümeliyiz. Mutlaka eğitim uygulamalarının her aşamasında, yüksek yetişkinlik düzeyinde ki uzmanların denetiminde yapılmalıdır. Buradan, kastımız bir okulda ya da kreş bölümlerinde bir yetişkin uzmanın bulunmasıdır. Bunun gibi ana okul, ilk, orta, lise ve fakültede yüksek yetişkinlik düzeyinde uzmanların denetimindeki yetişkinlerle yapılmalıdır. Örgün eğitimdeki ilk uygulamalar ceninle başlayan ana karnındaki konumu, anne, baba ve doktoruna bırakarak doğumdan sonraki ilk uygulamalar ve örgün eğitim durumları. Başta karakter eğitimi olmak üzere, çocuğu ilk sıfırdan alıp on dört yaşına kadar içeriği belirlenmiş konularda gerekli eğitim yapılmalıdır. Bunlar ilk yıllarda verilecekler olmak kaydıyla: a- korku b- oyun ve düş gücü c-yapıcılık d- bencillik ve mülkiyet e- doğruluk f- ceza g-diğer çocukların önemi h-sevgi ve sempati i- cinsellik eğitimi j- ana okulu konuları, yaş ve gelişimlerine göre içgüdüyü işleyecek etkileyecek şekilde eğitim yapılmalıdır. Yine buradan giderek çocukta “sosyal ilgi’nin de sıfır yaştan bilinçli ilgilenildiği taktirde, iri adımlarla gelişme gösterdiği; Freud, Adler, Fromm ve Jean Piaget’in ortak görüşleridir. Yani çocuğun toplumsallaşması anne-baba ve öğretmen üçlüsünün toplumsallığa bakış açısıyla yakından ilgilidir. ^Herkes kendi çocuğunu çok sever^ diyen anlayışlar çocuğu toplumsallaştıramaz. Toplumsallaşamayan çocukta kendisiyle ve toplumla barışamaz. Kısaca dünyaca ortak bir dilin bulunması ve insanların kardeş olduğu anlayışının kabul edilmesi, çocukların sosyal ilgi ile büyümelerini getirecektir. Kişi ve buradan giderek toplumların; ülke dünya ve evrenin hepimizin olduğu fikrine götürecektir. Böylece de çocuklar bu uygulamalarla A- Kişisel çıkarını toplumsal çıkarın önüne almayacaktır B- Bunu karşılığında herhangi bir beklentisi ya da korku nedeni ile yapmayacaktır C- Akıl yürütme, sevme, mutlu olma ve sanatsal becerileri geliştirmeyi toplumsallaştıkça kavrayacak yalnızlığından kurtulacaktır D- İnsanlığın dünü, bugünü ve yarını ile ilgilenecektir 1-Snaps eğitimi (okul öncesi eğitimin birinci aşaması) Doğumun ilk aylarıyla birlikte beyin biyokimya uzmanları, beynin büyümesinin ve gelişmesinin büyük ölçüde ilk ay ve yıllarında olduğu sonucuna varmışlardır. Bu dönemde çok az sayıda hücre oluştuğu halde çok daha önemli bir süreç, hücreler arasında çok sayıda yeni bağlar süreci ortaya çıkmıştır. Daha açığı beyin snapsları denen haber merkezleri ve bunlar arasında bağcıklar oluşmaktadır. Beyin bu işlevini 6 aylıkla 18-20 ay kadar zamanda yerine getirerek bundan sonra bu yeteneğini kaybetmektedir. Zengin uyarılarla desteklenerek bu snapslarda çokça oluşturan beyin ileriki yıllarda kavrağı çok daha yüksekliğe çıkarabilmektedir. Bu çocuklar için anneleri yahut babaları ile en az 5 en çok on çocuk bu eğitimden yararlandırılmak amaçlı bir arada olmalıdır. Örneğin 7 kişilik bir gruba haftada 2 ya da 3 gün 1,5-2 saatlik eğitim yapılmalıdır. Çocuklar birbirleri ile yarıştırılmadan anne kucağında gerekli oyuncak ve aletlerle ses ve dokunma ile grup içinde devam edilmelidir. Çok doğaldır ki anne eğitimi de kendiliğinden gündemde olacağından evlerde de bu egzersize devam edeceklerdir. Zira yemeklerini (mama) yerken sularını içerken hep uyarılar alacaktır. Bundan sonra 36 aylığa kadar da fiziki ve zihinsel gelişmelerine paralel yüzme, oyun oynama ve merakları doğrultusunda devinimine devam edilmelidir. Bu eğitimin her aşamasında anne çocuğu ile gülerek konuşarak sıkça ilgilenmelidir. 2- Anaokulu(Okul öncesi eğitimin ikinci aşaması) 36 aylıktan 70 aylığa kadar devam eden yaş grubu içindir. Çocuklar bu yaşlarda sezgisel öğrenmektedirler. Asla birbirleriyle yarıştırılmamalıdır. Bu yaşlarda sorumluluk temelinde bir eğitim değil, çocuğun aşırı merakından tam yararlanma ve oyun arzularına dayalı olarak etkinliklerde bulunulmalı. Kişiliğin oluşumunda ve anlama yetisinin gelişmesinde en uygun dönem olan 3-6 yaşı çocuğa korkusuz bir özgürlük içinde eğitimde bulunulmalıdır. Çünkü yaşamının bu döneminde edinimleri; yaşadığı sürece hep üstünde ve yönlendiricisi olacaktır. Bu okul öncesi eğitime seçim sırasında çocuklar yapılacak yetenek testleri ile ağır öğrenenlerle normalin üstünde ve sanatsal alanlarda farklılık gösteren çocuklar özel eğitime ihtiyaç duyarlar demektir. Bunların belirlenerek ayrılmaları gerekir. Ayrıca 3-6 yaş arasında ve anaokulunda yüksek güç gösteren çocuklarda 5 yaştan itibaren ilkokula başlatılması uygun olacaktır. Böylesi çocukların ilerleyen yıllarda çoğunluğu teşkil etmesi normal gözüküyor. O zaman ilkokula başlaması elzem olur. Yani 0-3 ve 3-5 yaşlarında gerekli eğitim yapılması 60 aylıktan sonra ilkokul zorunlu eğitime alınabilir. Anaokulu zihinsel gelişmenin yani kişiliğin oluşumunda ve anlama yetisinin gelişmesinde belirleyici bir öneme sahiptir. Bu nedenle okul öncesi eğitimin birinci dönemi olan 0-3 yaş ile 3-6 ezbercilik yaşı değildir. Anlama ve ifade yetisinin gelişmesi için muhakeme yani düşünme egzersizleri devam etmelidir. Bu yaşlarda harf öğretimi ya da matematikteki rakamları öğretmeye kalkışmak çocuğu ezberciliğe yönlendireceği için kaçınılmalıdır. Ancak ilerde ”seslendirilmiş cümle yöntemi” ile öğretime geçilebilmesi için nesnel ve görüntülü olarak rakam ve seslerin ağızdan alabilmesine yardımcı olunmalıdır. Yani harf ve rakam olarak seslerde bunlar hissettirilmelidir. OKULLARDA OKUL ÖNCESİ EĞİTİM Bu okullarda seçim yapılırken ağır öğrenenler özel eğitime gönderilmesi, yapılan bir testle seçilmelidir. a-4-5-6- yaş gruplarında zorunlu üç yıl eğitim olmalıdır. b- Temel çalışma kuralları ve ilkeleri anlayış çerçevesinde ufak rötuşlarla 08/06/2004 ve 20/02/2006 tarih ve 26086sayılı resmi gazetedeki ile aynen korunarak düzenlenmelidir. c- Amaçları ise kapsamlı bir şekilde yukarıda çerçevesini çizdiğimiz anlayışlar doğrultusunda yeniden hazırlanmalıdır. ( Bizde hazırlanmışı vardır.) ç- Bu üç yıllık anaokulu eğitimi 4-5-6 yaş gruplarına ayrı ayrı konular, bu her grubun kendi içinde olduğu gibi aynı zamanda bu üç yılında bir bütünlük arz etmesi esastır. (Dizi filmlerde olduğu gibi ) OKULLARDA İLKÖĞRETİM Bu okullar (8) sekiz yıl kesintisizdir. Ve de üç yıl ana okul eğitimi alanlar kayıt yapmalıdır. Ana okulun da bolca masal ve öykülerin anlatılması ve ses olarak bunu duyumsamış olan çocuklar metinle öğretime başlamalıdır. İlkokul 4 ve 5. Sınıflardan Anadolu Lisesine, Meslek Liselerine, seçim, aile, sınıf öğretmeni ve öğretmenler kurul kararı ile seçilmelidir. Seçilenler gittikleri okulların, kalanlarda bu okulların kurallarına uygun olarak 8 yılı tamamladıktan sonra yapacakları mesleğe göre en az iki en çok üç yıl ustalıklara hazırlanmalıdır. Bu sınıflarda yaşanmakta olan tüm koşullarda asgari bilgi düzeyinde tüm bilgiler ve beceriler kazanacak bir alt yapı oluşturulmalıdır. Örneğin yemek yapmaktan tutunda günümüz teknolojiyi kullanabilme, tüm araç ve gereçleri optimum kullanma, insanlar arası iletişim ve ilişki biçiminde vb. gereken bilgi ve beceride adımlar atılmalıdır. Bu okulların 7. Ve 8. Sınıflarında ehliyet alarak araba kullanma becerisini, insan, yol ve makine hatalarını da kavrayacak zihinsel beceri sahibi olmalıdır. Diğer yandan ilköğretim okulları sosyal yönden iletişim ve ilişki yaşamından (6-14 yaş) son derece hassas bir dönemdir. İlk çocukluk ve ergenlik dönemi iç içedir. Somuttan soyuta kavramları ve terimleri birbirine karıştırmadan anlam, karar verme, ifade etme bilgi ve de beceri sahibi olacak şekilde yetiştirmeleri gerekmektedir. Böylece toplum içinde sorumluluklarını alabilme özgüvenini almış olacaktır. --İlköğretim Okulları: Bu okullarla birlikte testle sınav yaparak seçme kesinlikle kaldırılmalıdır. a- İlköğretime kayıt kabul üç yıl zorunlu okul öncesi eğitim almış çocuklara 8 yıl olarak verilmelidir. b- Beş yıllık birinci bölümden sonra üç yıllık ikinci bölümde ilgi ve yetenekleri doğrultusunda yönlendirilmeye geçilmelidir. c- Bu yönlendirme sınıf öğretmeni esas olarak öğretmenler kurulu ve çocuğun ebeveyni karar sahibi olmalıdır. d- Yönlenmiş sınıfların aynı okul bünyesinde olmasında yarar vardır. LİSE EĞİTİMİ A. Normal liseler olarak yönlenmiş sınıfların guruplaşması şarttır. Yani okul tek tip olmalıdır. Sınıflarda ilköğretime göre guruplara ayrılmalıdır. B. İlk iki yıl ilgi ve yeteneği doğrultusunda bilgi ve beceriye ağırlık verilir. Sonraki iki yıl meslek derecesinde beceri derslerine ağırlık verilmelidir. C. Öğretmenler kurulu, ebeveyn ve çocuğunda bulunduğu bir ortamda uzmanlığa kapı aralanmalıdır. D. Bu okullarda özel beceri isteyen sanat okullarından fakülteye çok seçkin öğrenciler için kontenjan verilmelidir. E. Üniversiteye seçimin, kesinlikle lisedeki bu dört yıl değerlendirilerek yapılması gerekir. F. Fen ve Anadolu liselerinden üniversitelere uzmanlıkları doğrultusunda seçilen öğrenciler puan durumlarına göre öğretmenler Kurulu ebeveyn ve çocuğun olduğu bir toplantı ile üniversitelere gönderilmelidir. ÜNİVERSİTELER A. Üniversite eğitimi kesinlikle uzmanlık için düzenlenmelidir. B. Mühendislikler ve diğer teknik okullar üç yıllık meslek kazandıran okullar olmalıdır. C. Tıp, Mimarlık, Psikoloji, Toplum mühendisliği, Sosyoloji, Siyaset gibi meslek ve uzmanlık alanlarındaki eğitimde, bu alanlar birbiri ile ilişkilendirilerek tamamlanmalıdır. D. Beden becerisi ile zihinsel beceride ustalaşmış insanlar bu konumda yetiştirilmelidir. ŞEREF PINARBAŞI