YENİ EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇATISI (ŞEREF PINARBAŞI)
Yeni Eğitim Sistemimizin Çatısı
Eğitimde
Yeni Yollar Eğitim ve eğitim sistemimiz:
a- Anlayışlar b- İlkeler c- Amaçlar d- Uygulamalar olarak ‘Eğitim Sil baştan’ diyor tüm eğitim sistemini yeniden kurguluyoruz. Türkiye eğitim otoritelerince görüşülerek eğitimimiz yeni bir sisteme kavuşturulmalıdır. Aşağıda sistemimizdeki ana başlıklar altında açıklamalarını bulacaksınız. Bunlar : 1- Eğitimde yeni metotlar üzerine açıklamalar 2- Eğitimde yeni anlayışlar 3- Eğitimde temel ilkeler 4- Eğitimde amaçlar 5- Eğitimin uygulamaları Eğitimde Yeni Metodlar Üzerine Maddenin enerjiye düşüncenin gerçeğe dönüştüğü ve 2000 yıllık atom bilgisinin uzay-zaman boyutu ile atom altı fotonlarına ulaştığı uygarlığımızın geldiği noktadır. Einstein ile “zaman” dördüncü boyut olarak görülmüş, uzay hesaplamalarında kullanılmış ve bu sayede bilimin boyu ikiye katlanmıştır. Newton mekaniği hızla yerini Kuantum (Einstein) mekaniğine bırakmıştır. Hiperdüzlem denklemleriyle Öklid geometrisinden Reinman geometrisine geçiş sağlanmıştır. Böylece yeryüzü düzlemde var olan merkez kavramı, uzayda anlamını yitirmiştir. Bilim bu şekilde ilerlerken de ister istemez bu sosyal yaşamı da etkilemiş ve bu anlamda da yeni anlayışlar söz konusu olmuştur. Bu ilkelere dayalı olarak da amaçlarımızı belirleyip ilkeler oluşturma sürecine girmiş durumdayız. Tüm yukarıda saydıklarımız doğrultusundadır ki insanlar benmerkezcilikten çıkarak, kan ve din bağlamında çoğalmaya son vermelidir. Yani insanlarımız zaman boyutlu bir uzayın bir ayrıntısı, özeli olduklarını fark ederek, evrenin sadece ve sadece küçük bir parçası olduğunu görmelidir. Bu ayrıntıyı görebilmemiz veya tanıyabilmemiz için de evrensel değerlere sahip bir eğitim sistemine gereksinim duymaktayız. Bizler eğitimde hala fikir ve inanç aşılama egzersizleriyle uğraşarak çocuklarımız geleceğin, halaylıkları ve cariyeleri durumuna düşeceklerdir. Oysa yenidünya insanları eğitimi çocukların korkusuz bir özgürlük içinde yetişerek bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görmektedirler. Pisa sonuçları da bütün bunları yeniden ele almamız gerektiğini anımsatıp durmaktadır. İnsan kendi içinde total (bütünsel) varlıklar olduğu gibi evren içinde de insanlar, canlılar ve cansızlarla birlikteliği yani totalliği (bütünselliği) vardır. Bu açıdan baktığımızda biz insanlar teker teker ve dünya toplumu olarak uzay bütünlüğünün eş değerli bir parçasıyız. Yaşamak bir sanattır. Sanatta ustalaşan insanlar coşkulu yaşarlar. Yaşamaktan hoşlanma insanoğlunun akıl ve sevgiyi tanımasıyla mümkün olmuştur. İnsanlar yaklaşık yedi bin yıl önce yazıyı bularak nesilden nesile bilgi aktarımını çoğunlukla aşılama yoluyla yaparken 1900’lerin başından itibaren gelişen eğitim anlayışında aşılama değil bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görülmeye başlanmıştır. Ayrıca eğitimin temel amacı kişinin topluma uyarlanması görülmesinin, Newton evreni anlayışı ile zirveye çıkmış olan bireyci düşünme, insanlarda ülkü haline gelmiştir. Böylece bireyin yaratıcılığı son derece körüklenirken hayatın her alanında her anlamda bilişsel ve teknolojik gelişmeler tavan yapmıştır. Ancak eğitimdeki değişmeler yeterince büyüklük ve hıza ulaşamayarak, anlayışlarda para, mal ve itibar sevgisine dönüşmüştür. Oysa eğitimde gelişen teknolojiye uygun gerekli anlayışlar kazandırılmalıydı. Evet Newton fiziği bireyi ve bireyciliği zirveye taşırken, Einstein fiziği toplumu ve toplumsallığı ortaya koymuştur. Newton fiziği makineleşmeyi ve çok çok üretmeyi gerekli görüp insanının yaratıcılığını artırarak, yapabileceği düşüncesini yaymıştı. Bu doğru bir önermedir. Ancak yaratıcılığı artan insan başkalarından üstün yaşama teorisini de zirveye taşımıştır. Olmak yerine sahip olmayı yeğlemiştir. Oysa toplum bilimciler bu anlayışın karşısına “gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil, kendisi bir şey olan insandır.” diyerek anlayışlarda toplumsallığın bırakıldığı an insanlığın yok olabileceğini dile getirmektedirler. Günümüz Einstein mekaniği sayesinde hayatın her alanında sıçrama yaparak önde davranan uluslar ve bunların egemenleri bir milyar civarındaki insan, dünyanın diğer altı milyarının üzerinde boza pişirmektedir. Durum böyleyse eğitimde bilimsel teknik devrim ve eğitimde devrim diyerek çağımız eğitimimize temel ilkeler koyalım. Ülkemiz ölçeğinde Köy Enstitüleri deneyimi bedensel beceriyi zirveye taşıdığı gerçeğini bilip, zihinsel eğitimdeki eksiğini görerek çağdaş eğitimde ilk yerini alabiliriz. Bunun için eğitimde birinci derecedeki anlayışın net bir şekilde ortaya konması gerekir. “Köy sorunu….. mihaniki bir surette köy kalkınması değil, anlamlı ve bilinçli bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırmalı ve bilinçlendirmeli ki, onu hiçbir güç kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin.” İ. Hakkı Tonguç Yukarıdaki sözlerden de anlaşıldığı gibi, Köy Enstitüleri Türk eğitim sisteminde erdemli insan yetiştirme adına önemli bir temeldir. Eğer eğitimimiz o temel üzerine bina edilecekse günün anlamına uygun eğitimdeki yeni gelişmelerin de bu temele eklenerek sağlamlığı artırılmalıdır. Bu anlamda çağdaş anlayış ilke ve amaçlar belirlenip uygulamaya geçilmelidir.
Yeni Yollar Eğitim ve eğitim sistemimiz:
a- Anlayışlar b- İlkeler c- Amaçlar d- Uygulamalar olarak ‘Eğitim Sil baştan’ diyor tüm eğitim sistemini yeniden kurguluyoruz. Türkiye eğitim otoritelerince görüşülerek eğitimimiz yeni bir sisteme kavuşturulmalıdır. Aşağıda sistemimizdeki ana başlıklar altında açıklamalarını bulacaksınız. Bunlar : 1- Eğitimde yeni metotlar üzerine açıklamalar 2- Eğitimde yeni anlayışlar 3- Eğitimde temel ilkeler 4- Eğitimde amaçlar 5- Eğitimin uygulamaları Eğitimde Yeni Metodlar Üzerine Maddenin enerjiye düşüncenin gerçeğe dönüştüğü ve 2000 yıllık atom bilgisinin uzay-zaman boyutu ile atom altı fotonlarına ulaştığı uygarlığımızın geldiği noktadır. Einstein ile “zaman” dördüncü boyut olarak görülmüş, uzay hesaplamalarında kullanılmış ve bu sayede bilimin boyu ikiye katlanmıştır. Newton mekaniği hızla yerini Kuantum (Einstein) mekaniğine bırakmıştır. Hiperdüzlem denklemleriyle Öklid geometrisinden Reinman geometrisine geçiş sağlanmıştır. Böylece yeryüzü düzlemde var olan merkez kavramı, uzayda anlamını yitirmiştir. Bilim bu şekilde ilerlerken de ister istemez bu sosyal yaşamı da etkilemiş ve bu anlamda da yeni anlayışlar söz konusu olmuştur. Bu ilkelere dayalı olarak da amaçlarımızı belirleyip ilkeler oluşturma sürecine girmiş durumdayız. Tüm yukarıda saydıklarımız doğrultusundadır ki insanlar benmerkezcilikten çıkarak, kan ve din bağlamında çoğalmaya son vermelidir. Yani insanlarımız zaman boyutlu bir uzayın bir ayrıntısı, özeli olduklarını fark ederek, evrenin sadece ve sadece küçük bir parçası olduğunu görmelidir. Bu ayrıntıyı görebilmemiz veya tanıyabilmemiz için de evrensel değerlere sahip bir eğitim sistemine gereksinim duymaktayız. Bizler eğitimde hala fikir ve inanç aşılama egzersizleriyle uğraşarak çocuklarımız geleceğin, halaylıkları ve cariyeleri durumuna düşeceklerdir. Oysa yenidünya insanları eğitimi çocukların korkusuz bir özgürlük içinde yetişerek bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görmektedirler. Pisa sonuçları da bütün bunları yeniden ele almamız gerektiğini anımsatıp durmaktadır. İnsan kendi içinde total (bütünsel) varlıklar olduğu gibi evren içinde de insanlar, canlılar ve cansızlarla birlikteliği yani totalliği (bütünselliği) vardır. Bu açıdan baktığımızda biz insanlar teker teker ve dünya toplumu olarak uzay bütünlüğünün eş değerli bir parçasıyız. Yaşamak bir sanattır. Sanatta ustalaşan insanlar coşkulu yaşarlar. Yaşamaktan hoşlanma insanoğlunun akıl ve sevgiyi tanımasıyla mümkün olmuştur. İnsanlar yaklaşık yedi bin yıl önce yazıyı bularak nesilden nesile bilgi aktarımını çoğunlukla aşılama yoluyla yaparken 1900’lerin başından itibaren gelişen eğitim anlayışında aşılama değil bağımsız yargı yeteneğinin geliştirilmesi olarak görülmeye başlanmıştır. Ayrıca eğitimin temel amacı kişinin topluma uyarlanması görülmesinin, Newton evreni anlayışı ile zirveye çıkmış olan bireyci düşünme, insanlarda ülkü haline gelmiştir. Böylece bireyin yaratıcılığı son derece körüklenirken hayatın her alanında her anlamda bilişsel ve teknolojik gelişmeler tavan yapmıştır. Ancak eğitimdeki değişmeler yeterince büyüklük ve hıza ulaşamayarak, anlayışlarda para, mal ve itibar sevgisine dönüşmüştür. Oysa eğitimde gelişen teknolojiye uygun gerekli anlayışlar kazandırılmalıydı. Evet Newton fiziği bireyi ve bireyciliği zirveye taşırken, Einstein fiziği toplumu ve toplumsallığı ortaya koymuştur. Newton fiziği makineleşmeyi ve çok çok üretmeyi gerekli görüp insanının yaratıcılığını artırarak, yapabileceği düşüncesini yaymıştı. Bu doğru bir önermedir. Ancak yaratıcılığı artan insan başkalarından üstün yaşama teorisini de zirveye taşımıştır. Olmak yerine sahip olmayı yeğlemiştir. Oysa toplum bilimciler bu anlayışın karşısına “gerçek insan bir şeylerin sahibi olan insan değil, kendisi bir şey olan insandır.” diyerek anlayışlarda toplumsallığın bırakıldığı an insanlığın yok olabileceğini dile getirmektedirler. Günümüz Einstein mekaniği sayesinde hayatın her alanında sıçrama yaparak önde davranan uluslar ve bunların egemenleri bir milyar civarındaki insan, dünyanın diğer altı milyarının üzerinde boza pişirmektedir. Durum böyleyse eğitimde bilimsel teknik devrim ve eğitimde devrim diyerek çağımız eğitimimize temel ilkeler koyalım. Ülkemiz ölçeğinde Köy Enstitüleri deneyimi bedensel beceriyi zirveye taşıdığı gerçeğini bilip, zihinsel eğitimdeki eksiğini görerek çağdaş eğitimde ilk yerini alabiliriz. Bunun için eğitimde birinci derecedeki anlayışın net bir şekilde ortaya konması gerekir. “Köy sorunu….. mihaniki bir surette köy kalkınması değil, anlamlı ve bilinçli bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köylü insanı öylesine canlandırmalı ve bilinçlendirmeli ki, onu hiçbir güç kendi hesabına ve insafsızca sömüremesin.” İ. Hakkı Tonguç Yukarıdaki sözlerden de anlaşıldığı gibi, Köy Enstitüleri Türk eğitim sisteminde erdemli insan yetiştirme adına önemli bir temeldir. Eğer eğitimimiz o temel üzerine bina edilecekse günün anlamına uygun eğitimdeki yeni gelişmelerin de bu temele eklenerek sağlamlığı artırılmalıdır. Bu anlamda çağdaş anlayış ilke ve amaçlar belirlenip uygulamaya geçilmelidir.